Okullarda Zorbalığı Önlemenin En İyi Yolları Nelerdir?

Yeni bir çalışma, zorbalığın önlenmesine yönelik en etkili yaklaşımları tanımlıyor.

Zorbalık her yerde, en yüksek performanslı okullarda bile meydana gelebilir ve zorbalık, maruz kalandan tanıklara ve hatta zorbaların kendileri de dahil, herkese zarar verir. Zorbalığı önlemeye yönelik tüm yaklaşımlar eşit derecede etkili değildir. Geleneksel zorbalık önleme programlarının çoğu, sorunla ilgili farkındalığı artırmaya ve sonuçları yönetmeye odaklanır; bu da proaktif değil pasif bir yaklaşımdır. Bununla beraber; cezaya ve sıfır toleransa dayanan programların etkili olduğu gösterilmemiştir; ve bu nedenle çatışmaları çözme konusunda çocuklara sorumluluk veren akran arabuluculuğu gibi programlar zorbalığı daha da arttırabilir. (Yetişkin istismar mağdurlarından asla işkencecileriyle “bunu çözmeleri” istenmez ve çocukların gelişim durumları nedeniyle ek yasal koruma hakları vardır.) Seyirci müdahalesi, yetişkinler arasında bile, yalnızca bazı insanlar için işe yarar – dışadönükler, empatikler ve daha yüksek sosyal statüye ve ahlaki katılıma sahip insanlar. 

Zorbalığı azaltmak amacına en çok hizmet eden, proaktif ve (diğer saldırganlık ve çatışma biçimleriyle birlikte) araştırma tarafından test edilmiş iki yaklaşım bulundu. Bunlar olumlu bir okul iklimi ve sosyal ve duygusal öğrenmedir.

Olumlu bir okul iklimi oluşturmak

Okul ikliminin ölçülmesi mümkün olsa da tanımlanması zor olabilir . Bir selamlamadan, bir sorunun çözülme biçiminden veya insanların birlikte çalışma biçiminden kaynaklanabilen, bir okulda olmanın “hissedilen duygusudur”; bir okulun “kalbi ve ruhu”, “kalitesi ve karakteri”dir. Olumlu bir iklime sahip okullar sağlıklı ve yapıcı bir şekilde gelişimi teşvik ederken, olumsuz bir okul iklimi daha yüksek sayıda zorbalık, saldırganlık, mağduriyet ve güvensizlik hissi ile ilişkilidir.

  • Olumlu bir iklimin unsurları değişebilir, ancak genellikle duygular ve ilişkiler, güç ve bunun nasıl ifade edildiği ve medya tüketimi ile ilgili normları içerebilir. Bu, akran öğrenciler ve okul yöneticileri arasında kendi kendini güçlendiren olumlu bir kültür oluşturan bilinçli bir süreçtir. Sağlıklı bir bağışıklık sistemi gibi, olumlu bir okul iklimi de optimal sağlığı destekler ve işlev bozukluğu veya hastalık olasılığını azaltır.

Bu süreçte okul yönetiminin liderliği, olumlu bir iklimin anahtarıdır. Zorbalık, normalleştirilerek en aza indirgeniyor mu, yoksa zararlı akran istismarı olarak mı kabul ediliyor? Liderler, sürekli ve şiddetli zorbalığın bu sürece dahil olan tüm öğrencilerin (zorbalığı yapanın, zorbalığa uğrayanların ve şahit olan öğrencilerin) hayatlarında ömür boyu olumsuz sonuçlarar neden olabileceğinin bilincinde mi? Okul yönetimi, tüm çocukların olumlu psikolojik sağlığını geliştirmeyi taahhüt ediyor mu, yoksa geleneksel olarak yanlış davranışları cezalandırmaya aşırı mı güveniyorlar? Rehberliğe ihtiyaç duyan tipik gelişim süreçleri ile atipik ve müdahale gerektiren zorbalık arasında ayrım yapabilirler mi? Eğitimciler öğrencilerine karşı empatik mi ve çocukların duygularına değer veriyorlar mı?

Ardından, öğretmenler zorbalıkla başa çıkmaya hazır mı? Zorbalığa uğrayan öğrenciler, sürekli olarak öğretmenlerin çoğu zorbalık olayını kaçırdığını ve sorulduğunda öğrencilere yardım edemediğini bildiriyor . (Bu maalesef ülkemizde de böyle olabiliyor ancak bu konuda çok duyarlı ve yüksek gözlem yeteneğine sahip yönetici ve öğretmenler de var yaşasın ki)

Bununla birlikte, okul ikliminin reforme edilmesi tüm paydaşları (öğrenciler ve veliler, ayrıca yöneticiler ve öğretmenler) içermelidir, böylece bir okulun belirli sorunlarına değinilebilir ve oluşturulması amaçlanan olumlu, gelişim odaklı ve yapıcı okul iklimi/atmosferi oluşturulabilir. İyileştirmelerin etkisini izlemek için okul iklimi değerlendirmeleri periyodik olarak gerçekleştirilebilir. Burada ölçümlemeler arasında da sürecin takibi ile, ara iyileştirmeler ve yapılandırmalar da istenen olumlu okul ikliminin oluşturulmasına katkı sağlayacaktır.

Sosyal ve duygusal öğrenmeyi ilerletmek

Sosyal ve duygusal öğrenme (SEL), öz-farkındalık, öz-yönetim, sosyal farkındalık, sorumlu karar verme ve ilişki yönetimi becerilerini öğretmeyi içerir. (Daha fazla bilgi için; RULER)

Kanıta dayalı sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımlarının uygun maliyetli, anlamlı sonuçlar sağladığı gösterilmiştir. Yüz binlerce K-12 (İlk-orta-lise) öğrencisi üzerinde yapılan çok sayıda çalışma, sosyal ve duygusal öğrenmenin duygusal refahı, öz düzenlemeyi, sınıf ilişkilerini ve öğrenciler arasında nazik ve yardımsever davranışları geliştirdiğini göstermektedir. Sosyal ve duygusal öğrenme; mevcut kaygı, duygusal sıkıntı ve depresyon gibi bir dizi sorunu ve semptomlarını azaltırken; çatışma, saldırganlık, zorbalık, öfke ve düşmanca yükleme yanlılığı gibi yıkıcı davranışları azaltır; ve akademik başarıyı, yaratıcılığı ve liderliği geliştirir.

36 birinci sınıf öğretmeniyle yapılan bir araştırma , öğretmenler öğrencilere duygusal olarak daha fazla destek olduklarında (öz denetimini geliştirmeyen davranış yönetimi kullanımına kıyasla), çocukların daha az saldırgan olduklarını ve davranışsal öz denetime sahip olduklarını gösterdi. 

Bir meta-analiz , duygusal yeterlilik geliştirmenin zorbalığın kurbanı olmaya karşı koruyucu olduğunu gösterdi.Bu çalışmaya göre; sosyal yeterlilik ve akademik performans zorbalığa karşı koruyucuydu; ve olumlu akran etkileşimleri, zorba-kurban (zorbalığa uğrayan ve başkalarına zorbalık yapan) olmaya karşı koruyucuydu. Bu sonucu destekleyen bir dizi boylamsal çalışma, sosyal ve duygusal öğrenmenin orta yaşta olumlu etkilere (örneğin, daha az boşanma, daha az işsizlik) sahip olduğunu ve hatta erken sosyal ve duygusal öğrenmenin nesiller arası etkilerini gösterdi. Eşleştirilmiş bir kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, Perry Okul Öncesi Projesine katılan yetişkinlerin çocukları daha az suça karışmış ve daha yüksek eğitim ve istihdam başarısına sahipti. Altı SEL programının maliyet-fayda analizi , harcanan her 1 $ için 11 $ tasarruf sağlayan iyi yatırımlar olduğunu buldu. Bunun günümüz ekonomisindeki değeri, herhangi bir para biriminin hem maddi hem de manevi olarak çok daha ötesinde.

Sosyal ve duygusal öğrenme, öğretmenler için de oldukça yararlı kazanımlara sahip. Duygusal ve sosyal beceri eğitimi alan öğretmenler, daha yüksek iş doyumuna ve daha az tükenmişliğe sahiptir, duygularını düzenleyebildikleri için öğrencilerine karşı daha olumlu duygular gösterir, sınıflarını daha iyi yönetir ve öğrencilerinde yaratıcılık, seçim ve özerklik geliştiren daha fazla strateji kullanır. Öğretmenler , kendi duygusal ve sosyal becerilerini geliştirmek ve öğrencilerinin duygularını daha iyi anlamak için daha fazla Sosyal ve duygusal öğrenme desteği istediklerini bildirmektedir . 

Farklı yaş seviyelerinde zorbalık

Sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımları gelişimsel olarak uyumlu olmalıdır , çünkü çocuklar için göze çarpan ve mümkün olan şey farklı yaşlarda değişir.

Örneğin, okul öncesi çocukların kendi kendilerini kontrol etmeleri için nörolojik donanım daha yeni gelişmektedir. Ancak o zaman, duygu devreleri ile prefrontal korteksin, düşünme bölgeleri arasındaki bağlantılar daha fazla miyelinleşmeye başlar (daha hızlı bağlantı için yalıtılmıştır), bu da 20’li yaşların ortalarına kadar sürecektir. Küçük çocuklara duyguların dilini ve harekete geçmeden önce düşünme stratejilerini öğreten PATHS veya RULER gibi bir sosyal ve duygusal öğrenme programı daha iyi öz düzenleme geliştirebilir.

Bazen yetişkinler normal gelişim süreçlerini zorbalıkla karıştırırlar. Örneğin, çocuklar ilkokulun ortasında arkadaşlıklarını yeniden düzenlemeye başlar, bu doğal olarak incinmiş duygular ve kişilerarası çatışmalar yaratabilen bir şeydir. Yine de, güç dengesizliği içinde kasıtlı, tekrarlanan saldırganlığı içeren zorbalık olarak yanlış anlaşılmamalıdır. Normal gelişim aynı zamanda güç denemelerini de içerir ve bu normal dinamikler, bir başkası üzerinde incitici bir güç uygulaması yerine sağlıklı bir harekete geçme duygusu geliştirmeye doğru güvenli bir şekilde yönlendirilmelidir.

Son olarak, ergenliğin başlangıcı, sosyal ilişkilere karşı artan duyarlılığın başlangıcına işaret eder, özellikle daha nazik ilişkiler için becerileri geliştirmek için önemli bir zamandır. Ne yazık ki, bu, zorbalığın en yüksek olduğu dönemdir. Bazı stratejiler küçük çocuklar için iyi sonuç verirken (örneğin, onlara “güvenilir bir yetişkine söylemelerini” tavsiye etmek), bu seçenek gençler için başarısız olabilir ve kırılma noktası sekizinci sınıf civarında görünmektedir. Daha büyük gençler, daha az didaktik olan ve özerklik ihtiyaçlarını güçlendiren, bir yandan da değerlerini onaylayan ve anlam arayan yaklaşımlara ihtiyaç duyarlar. Fizyolojik olarak, ergenlik sırasında beyin değişiklikleri, stres düzenleme sistemlerini yeniden kalibre etmek için ikinci bir şans verir. Bu fırsat yapıcı bir şekilde ele alınmalıdır.

Yaklaşımlar, çocuklar arasındaki bireysel farklılıkları da dikkate almalıdır . Sosyal ve duygusal öğrenme programları bile, nefes alma veya farkındalık gibi yalnızca bir veya iki duygu düzenleme stratejisine aşırı güvenerek burada tökezleyebilir. Ancak çocukların mizaçları, duyarlılıkları, güçlü yanları ve kırılganlıkları farklıdır. En iyi sosyal ve duygusal öğrenme yaklaşımları, öğrencileri kendileri için en uygun stratejileri, yani duyguya ve bağlama özel, kişiselleştirilmiş ve kültürel olarak duyarlı stratejiler keşfetmeye yönlendirir. Bu yaklaşım, eğitimciler açısından alışılmadık bir esneklik gerektirir.

Ve son olarak, yaklaşımların etkili olabilmesi için, becerilerin müfredatta ve tüm gün, tüm ortamlarda tam olarak yer alması ve tüm yetişkinler tarafından uygulanması, diğer bir deyişle ekosisteme sızması gerekir. Yalnızca amaçlandığı şekilde kullanılan ve öğretilen yaklaşımlar başarılıdır.

Okullar bunu tek başına yapamaz

Aileler de önemli. Okullarda zorbalık bazen sert ebeveynlik uygulamalarından veya evde kardeş zorbalığından kaynaklanır.

Ebeveynlerin işyerleri bile önemlidir. Yetişkinler, işyerlerinde , okullardaki çocuklarla yaklaşık aynı oranda zorbalığa maruz kalıyor ve hatta öğretmenler arasında ve yaşlı yaşam topluluklarında bile görülüyor . Başka bir deyişle, zorbalık sadece bir çocukluk sorunu değildir; yaygın bir insan sorunudur. .

Sonuç olarak, çocukların duyguları hakkında zihniyetlerimizde önemli bir değişikliğe ihtiyacımız var. Çocukların insanlıklarını beslediğimizde ve onlara duygularını tanımlamalarına, ifade etmelerine ve böylece duygularını düzenlemelerine yardımcı olacak dil, stratejiler ve değerler sunduğumuzda gelişme olasılıkları daha yüksektir. Ebeveynler, öğretmenler ve yöneticiler, zorbalığın karmaşık kökleri hakkında yeni bir farkındalık kazandıklarında ve bununla mücadele etmek için yeni stratejiler benimsediklerinde, okullar yol gösterebilir. Çocuklar bize güveniyor.

Bu yazı aşağıda belirtilen kaynaktan yerelleştirilerek çevrilmiş ve eklmeler yapılmıştır. Daha fazla bilgi için hem yazının içinde yer alan referans sayfaları, hem de kaynağı direkt olarak ziyaret edebilirsiniz. Keyifli okumalar! Farkındalıklarımız ve eylemlerimiz bol olsun!

KAYNAK: Greater Good Magazine

Belki De Sevgi

Sevginin dönüştürücü, iyileştirici gücünü az çok her birimiz hayatımızda bire bir ya da yakın çevremiz aracılığıyla bir şekilde deneyimliyoruz. Sevginin, hayatıma yaptığı rehberliği ve kattığı iyiliği, dönüşümü, şifayı, mucizeleri bir gün satırlara aktarabilir miyim henüz emin değilim ama bugün tevafuken karşılaştığım bir parçayı sevgiyi anlatmaya, daha sevgi odağında ve insani değerlerle yaşamaya, bizi bize hatırlatmaya vesile olması niyeti ile burada da paylaşmak istiyorum.

Aslında her şey oğlumla çizgi film izlerken Santa Lucia parçasının bir çizgi film karakterinin macerasına neşeyle eşlik etmesi ile başladı. Parçayı daha sonra dinlemek istediğimde önce Alfie Boe ile ve sonrasında da onun “Perhaps Love” (Belki de Sevgi) parçası ile karşılaştım. Perhaps Love parçasını dinlerken hem sözleri, hem de Alfie Boe ve ona eşlik eden diğer sanatçıların sevgiyi derinlikle aktarmaları beni çok mutlu etti. Dilerim özellikle zor zamanlarınızda, ama aslında her daim size sizi, ÖZ’ünüzü hatırlatmaya vesile olur. İzninizle şimdi şarkıyı ve sözlerini paylaşıyorum.

Keyifli dinlemeler, keyifli düşler…

Perhaps Love

Alfie BoeBryn Terfel, …

Perhaps love is like a resting place
A shelter from the storm
It exists to give you comfort
It is there to keep you warm
And in those times of trouble
When you are most alone
The memory of love will bring you home

Perhaps love is like a window
Perhaps an open door
It invites you to come closer
It wants to show you more
And even if you lose yourself
And don’t know what to do
The memory of love will see you through

Oh, love to some is like a cloud
To some as strong as steel
For some a way of living
For some a way to heal
And some say love is holding on
And some say letting go
And some say love is everything
And some say they don’t know

Perhaps love is like the ocean
Full of conflict, full of change
Like a fire when it’s cold outside
Or thunder when it rains
If I should live forever
And all my dreams come true
My memories of love will see me through

And some say love is holding on
And some say letting go
And some say love is everything
And some say they don’t know

Perhaps love is like the ocean
Full of conflict, full of change
Like a fire when it’s cold outside
Or thunder when it rains
If I should live forever
And all my dreams come true
My memories of love will see me through

Kaynak: Musixmatch

Besteciler: Denver JohnPerhaps Love şarkı sözleri © Reservoir Media Music, Chrysalis One Music Publishing Group Ireland, Bmg Ruby Songs, My Pop S Songs, Dino Park Publishing, Jd Legacy Publishing, Bmg Rights Management (Ireland) Ltd

Freud’un Dengesiz Dişil Enerjiye Dair Görüşleri & Kadınlar Olarak Nasıl Yeniden Dengelenebileceğimizin İpuçları

Aslında şu anda ders çalışıyor olmam gerekiyor ama öncesinde edindiğim değerli bilgileri şifa ve farkındalık için aktarmam gerekiyor. Aktaracağım bilgiler, psikoloji alanında olanlar için yeni olmayabilir ama bakış açısı olarak renk de katabilir. Şu anda bu farkındalığın ve çok boyutlu özdeğer şifasının hak eden her insana akması niyetiyle yazıyorum.

Dişil enerjiyi günlük hayatımızda bir çok yerde okusak ya da bir şekilde görsek de; bu çokluğun içinde içinin de boşaltıldığı hissindeyim. Dişil enerji denildiğinde; daha çok TDK sözlüğünde de 7.sırada yer alan “şuh, işveli, çekici” olmayı sembolize eden bir vizyon gelebiliyor zihinlerimize. Peki, dişil enerjinin dengesinden bahsederken neden iki uçta yani; günümüzün ekmeğini taştan çıkaran, erkeğe ihtiyacı olmayan, maskülen kadını ile sadece işveli ya da bir nesne (biblo, çanta vb) gibi oradan oraya vitrinlerde sergilenen, o günün kültür endüstrisini yönetenler hangi trendi popüler yaparsa dudak kalınlığı, vücut ölçüleri ona göre değişen iki karakter arasında sallanıyoruz?

Yıllar önce Freud bu oyunu görmüş ve (oyun olduğunu fark edip, fark etmediğini bilmiyoruz) bizlere bundan yaklaşık 120 yıl önce açıklamasını da armağan bırakmış. Freud’un en temel savlarından biri; erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadının cinsel olarak kendisini “eksik” hissetmesi; bu nedenle erkeği kıskanması ve buna bağlı olarak da çeşitli savunma mekanizmalarını kullanmasıdır. Buna göre; size tanıdık gelecek savunma mekanizmalarından ilki “Maskülen Kadın” yaklaşımı. Buna göre; içgüdüsel olarak erkeği kıskanan, onun yerinde olmayı arzulayan kadın; doğası, özü, yaratılışından koparak güç, maddi kazanç, statü, iktidar hırsı ile “tek başına”lığı zafer kabul eden bir yolda ilerlerken çoğu kez farkında olmadan erkeksi davranışlar sergilemeye, ilişkilerinin, aile hayatının, sorumluluklarının içinde bu şekilde özünde, doğasında olandan başka bir karakter yaratarak agresif, tahammülsüz ve tatmin olmayan, bir yaşam sürmeye başlar. Psikiyatrist Mustafa Merter, buna örnek olarak yabancı televizyon haber kanallarındaki spikerleri örnek verir. Diğer uçta ise; “Nesneleşen Kadın” yaşar gider ya da gider ama yaşar mı bilinmez. Nesneleşen kadın ise; kadınlığını bir kenara bırakan maskülen kadının aksine bu kıskançlığa/komplekse sebep olan bedenini; olabildiğince teşhir ederek, adeta erkekte olmayan ne varsa bunu ortaya koyarak kendi değerini kurtarmaya çalışmaktadır. (Oysa sosyolojik boyutta da kültür endüstrisinin canı sıkılan patronları sürekli estetik/güzellik tanımı ve beden algıları ile ilgili değişikliğe gitmektedir.Bu da başka bir yazının konusu olur belki de.) Sosyal medya hesaplarından, reklamlardan, dizilerden oldukça tanıdık gelmiş olmalı.

Ben konuyu daha iyi anlamak adına şu şekilde renklendirmeyi seçtim:

Buna göre; özünde doğal olarak pembe ile temsil edilen bir kadın kimliği ve mavi ile temsil edilen erkek kimliği mevcut olsun. Masküleşen kadın; mavi ve pembenin birleşimi ile mor renge dönüşürken; nesneleşen kadın ise var olan tüm özelliklerini, renklerini en yoğun olacak şekilde yönlendirdiğinden kırmızı renge dönüşür. Böylece denge çubuğunun her iki yönü de bambaşka renklerle temsil edilir.

Peki ya pembe? Hani dişil enerjinin özü, kadının o nahif, yumuşak, sevgi ve şefkat dolu, bilge olan, sabırlı ve azimli olan tarafı? Sadece kadına özgü, yaratıcılığı, çocuksu neşesi, masumiyeti ve rahim olan yanı? Sevgiyi, değeri dışarıda aramaya koşullanan her insan gibi özümüzdeki hazineleri sakladık. Şimdi hepsini bütün güzelliği ile manevi olarak ortaya çıkarma vakti. Üstelik hem dünyanın, hem de insanlığın bu değerlere daha önce hiç bu kadar ihtiyacı olmamıştı. Bunun için önce; Freud’un gösterdiği alanların tam tersine; yani içimize bakmamızla başlıyor özümüze dönüş önce. Önce kendisi ile tanışmalı kadın. Neleri sever, neler onu mutlu eder? Hayatta en büyük arzusu, en büyük hayali ne? İçinde dolup, taşan dünyaya duyurmak, haykırmak istediği duygu, sözcük, şiir, şarkı ne söylüyor? Kendi başına en çok yapmayı sevdiği şeyler neler? Ona en iyi ne geliyor? Hayatında sanatı, zerafeti nasıl tezahür ettiriyor ya da ettiriyor olmayı seçerdi? Bence tüm bu sorular, ÖZ’e giden yoldaki en anlamlı ve pratik ipuçlarını barındırıyor 🙂 Bir yerden başlamak lazım 🙂 Nereden mi biliyorum? 🙂 Bir zamanlar iş hayatında erkeklerle rekabet eden, kendi bildiğinden, vicdanının sesinden şaşmayan bir iş kadını olarak biliyorum. Özümdeki saf, pür-i pak kadını, esas varoluşumu tanımaya; Yaratan’ın kadınlara armağanı olan Rahim’den gelen bir yavru ile başladım. Yolculuğum hala devam ediyor. Artık biliyorum ki güçlü olmak için sağduyum ve bilgeliğim yeterli, başarmak için kalbimin sesini coşkuyla dinlemem yeterli, sesimi duyurmak için zihnimin merdivenleri yeterli, güzel olmak için gözlerimdeki parıltı ile içten gülümsemem yeterli . Ben yeterliyim ve başka hiç kimse gibi olmama gerek yok. Çünkü “Ben Ben’im”, Yaratan’ın koskocaman evrende miniminnacık olarak var ettiği, özüne kendi nurundan kocaman bir yıldız armağan ettiği bir insan… Çok şükür bu AŞK’a… Şükür ve minnetle…

Kendini Bilme Yolunda Özel Yetenekli Bir Yetişkinin Keşiflerle Dolu Hikayesi

Hayatımdaki kırılımım ve dönüşüm yolculuğuma başladığım süreç oğlum Emir’in doğumuyla başladı. Sonrası uzun hikaye aslında ama ben bugün sizinle çok kısa bir yüzleşme ve farkındalık sürecini paylaşacağım. Hem halihazırda psikoloji eğitimime devam ediyor olmam, hem çocukları çok sevmem, hem Emir için daha neler yapabilirim diye sormam ile beraber tevafuk bu ya Üstün Zekalı / Özel Yetenekli Çocuklar Eğitmenliği Eğitim programı çıktı karşıma. Ben bir anne olarak sadece kendi oğlumun değil, dünyaya AŞK ile gelen tüm çocukların hayatına dokunmak, onlara bir armağan bırakmak istiyorum. Bu en büyük hayallerimden biri. Bunu içimdeki çocuk benden talep ediyor desem yeri. Hala tüm saflığıyla, tüm umudu, neşesi ve merakıyla keşfeden bir çocuk var içimde!

Eğitim sıkıştırılmış bir programla 3 günü kapsasa da ben her bir dersi notlar alarak, fikir yürütüp, hayal kurarak daha uzun bir süreçte deneyimledim. Bu süreçte de üstün zekalı/ özel yetenekli çocukların özelliklerine, onların, yaşantı ve duygularına daldığım kendi içimde de yoğun bir süreç yaşadım. Bana bu rehberliği içimdeki çocuk yaptı diyebilirim. Özel yetenekli denilince akla hemen okumayı erken yaşta söken, 14 yaşında Harvard’da ders veren çocuklar geliyor. Oysa önemli bir kısmı gizlenmeyi, fark edilmemeyi tercih edebiliyorlar. Kız çocukları sosyal olarak akranlarıyla oynayabilmek ve ayrışmamak için bu yeteneklerini gizleyerek, hayatlarına “olağan” akışında devam etmeyi seçebiliyorken; erkek çocukların işi de pek kolay olmuyor. Onlar zaman zaman Dikkat Eksikliği/Hiperaktivite Bozukluğu ve benzeri tanı ya da etiketleri alarak ayrışmak durumunda kalıyorlar. Yaramaz çocuk deniliyor onlara, oysa o sadece keşfediyor. Hayata dair yaşama sevinci, çabası ve yeni bir şeyler üretebilmenin heyecanı var sadece.

Dersleri dinledikçe içsel çocuğumla kendi çocukluğuma da ziyaretler gerekleştirdim. Kendimi yalnız ve anlaşılmayan hissettiğim zamanlar çok yoğundu. Çok meraklı ve keşfetmeyi tutkuyla seven bir çocuktum. Kocaman bir amacım vardı: ANLAMAK. İnsanları, doğayı, olanları, mekanizmaları… Bu süreçte çok şanslıydım ki çok sık olmasa da merakımla istemeden bir şeyleri bozduğumda bana anlayışla yaklaşan annem, babam, ama en çok da anneanemle, dedem vardı yanımda. Öyle “canlı”ydım ki, dans etmeye bayılıyordum. Bir gün öğlen uyku saatimde dans ederken ayakta bile uyumuştum 🙂 Bazı akrabalarımıza gittiğimizde bana kızarlardı, yargılarlardı. Oysa 2-3 yaşındaydım ve olanları hala hatırlıyorum. Eski Casio saat ile oturabiliyor muyum diye 1 dakika süre bile tutulmuştu, oturamamıştım. Ama tam o sırada bir ateş böceği gelmişti oturduğum divana ve ben onu incelerken dalıp gitmiştim. Bir sürü soru sormuştum kendi kendime! 🙂 Kendimden büyük çocuklarla oynarken, liderlik yaptığımı söyler annem hep. Severdim ama keşfetmek kadar haz vermezdi bana çocuk oyunları.

Kardeşimin doğumuyla ve şehir değişikliği nedeniyle tam olarak kendi kendime kalmıştım. Bir an önce okula başlamak istiyordum, üstelik benden büyük arkadaşlarımın tüm korkutmalarına rağmen! Evde okulculuk oynardım kendi kendime 🙂 Okula başlayınca sanmayın ilk okumayı öğrenenlerdendim. Duygusal olarak zor bir süreçti benim için o yalnızlık ve anlaşılamamışlık duygusu ile baş etmek. Ortanın sonlarına doğru öğrendiğimi hatırlıyorum. Ama sonra babam Şubat tatilinde o zaman bana göre kocaman bir çanta dolusu (yaklaşık 40 kitap- Bilge Yayınevi) kitap ile gelince; okula dönmeden bitirmiştim hepsini. O günden sonra kitaplarla yeni bir dünya kurdum kendime. Zaten babam kitapçıydı ve ev ansiklopedi, kitap doluydu. İyi ki annem, annem; iyi ki de babam, babammış… Sevgi ve şükranlarımı tarif edemiyorum… Okulda başarılıydım, matematiği çok seviyordum ve üst sınıfların derslerini soruyordum öğretmenime. O da zamanı var diyordu. Evde canım sıkılınca dergilerin verdiği zeka sorularını, testlerini çözerdim. O zaman yüksek bir seviye çıktığında testi ciddiye almamıştım. Yıllar sonra otuzlu yaşlara geldiğimde yeniden yaptım ve birkaç puan oynama ile aynı sonuç çıktı. Ben hala anlamadım 🙂 Ta ki Üstün Zekalı / Özel Yetenekli Çocuklar Eğitmenliği Eğitimi’ne katılıp, “Aa bu benim çocukluğum…” diyene kadar.

Anadolu Lisesi sınavlarında bir ya da iki soruyla arkadaşlarımla gitmek istediğim liseye gidemedim. O zaman üzülmüştüm ama sandığınız kadar üzülmüyor olgun çocuklar 🙂 O okul ondan sonra benim ikinci evim oldu. Çok şefkatli ve bilgili öğretmenlerim oldu. O okulda büyüdüm, aşık oldum ve şimdi o aşık olduğum adamla evliyim. Başarı ve başarısızlık tanımım, o gün anlamını buldu. Başarısızlık, kendinden vazgeçmek, umudunu kaybetmek demek. Oysa başarı, aşkla yürüdüğün yolda kendini adamak, emek vermek, üretmek demek…

Üniversiteden sonra iş hayatında gerçek zorluklar beni bekliyordu. Oysa her biri üstündeki tozun silinmesini bekleyen birer elmastı. Belki yoğun empati hissediyorsunuz, belki içinizdeki adalet gibi etik değerlere karşı koyamıyorsunuz; belki de mükemmel olmadığınız için çocukluğunuzdan beri kendinizi suçluyorsunuz ve sizin için doğal geliyor başkalarının tanımına göre başarılı olmak. Ama siz neden 95 aldım diyenlerdiniz 🙂 Çünkü bu sizin doğalınız olarak öğretildi. Ancak başarılı olduğunuzda görülebildiniz ve “başarılı olursam,…” diye başlayan önermeler siz de yıllar içinde inançlara dönüştü. bu süreçte kendi değerinizi görmezden geldiniz, sevdiklerinizin ya da üstlerinizin sizi incitmesine ya da sizi kullanmasına izin verdiniz. Belki de şimdi uyanma vakti gelmiştir. Ne kadar değerli, ne kadar özel ve biricik olduğunuzu hatırlamaya başlayabilirsiniz. İngilizce’de Üstün Zekalı / Özel Yetenekli Çocuklar için “Gifted” yani “Armağan Bağışlanan” terimi kullanılır. Oysa her birimiz zaten halihazırda bir armağan olarak geldik dünyaya. Yaratan’ın bizi var etme amacı olanı, dünyaya armağan etmeye geldik. Hoş geldik, AŞK ile geldik! Şimdi kendi gerçekliğimize, kendi armağanımıza uyanma vakti 🙂

Her şey her zaman tam zamanında, tam da olması gerektiği gibi ve her şeyden önemlisi, hayatınızdaki her detay sadece size özel, sizin için düşünüldü… Büyük resmi, kozmosu görün ve evrene sadece nefes alıp vererek dahi kattığınız değeriniz için yaşamınızı onurlandırın, kendinizi kutlayın. 🙂 Hepimiz çok seviliyoruz! Çok şükür…

Mindfulness/Farkındalık Egzersizi : Kendine İyi Davran

1. Hayatınızda zor olan ve sizi strese sokan bir durum düşünün.

Bu, zor bir ilişki, işte veya okulda yaşadığınız bir zorluk, sevdiğiniz birinin acısıyla ilgili endişeniz veya aklınıza gelen herhangi bir şey olabilir. Genellikle düşüncelerinizin üzerine geldiği ilk şeyle gitmek en iyisidir. Yine de benim naçizane tavsiyem en basit olandan başlamak yönünde. Deneyimlerim, basit olandan başlamanın büyüyen bir kartopu etkisine sahip olduğunu gösteriyor 🙂

2. Durumu göz önünde bulundurarak, vücudunuzdaki stresi hissedip hissetmediğinizi anlayın.

Bu herkes için farklı olabilir. Vücutta stres ve duygusal rahatsızlığın hissedildiği ortak alanlardan birkaçını kontrol edin. Amerikan Stres Enstitüsü’ne göre buna baş ağrısı, boyun ağrısı, sırt ağrısı, kas spazmı ve çene gerginliği dahildir. Bazen de ağrı yerine karıncalanma, yoğunluk veya benzeri bie şekilde de hissetmeniz mümkün.

3. Kendinize, bu anıyı tanımlayın.
Yargılamadan nasıl hissettiğinizi anlamak için “şimdi”nin gücünü kullanın. Deneyiminizi iyi veya kötü olarak etiketlemenize gerek yoktur. Bunun yerine, acıyı veya stresi kabul etmenize izin verin. “Şu an acı duyuyorum”, “Şimdi üzgün hissediyorum” ya da “Şu an, bunu hak etmediğim için öfkeli bir andayım” diye ifade etmeniz, deneyimize/duygunuza/düşüncenize “Seni görüyorum, kabul ediyorum.” demenin bir başka yoludur ve duygularınızdan özgürleşmeniz için kullanlan bir serbest bırakma metodudur.

4. Kendinize, yaşadığınız duygunun/deneyimin doğal olduğunu hatırlatın.
Unutmayın, şu anda ne kadar tatsız olsa da, zor durumları aşmanın sizi insanlığın geri kalanına bağlayan ortak bir deneyimdir. “Başkaları böyle hissediyor”, “yalnız değilim” veya “Hepimiz hayatımızda mücadele ediyoruz” demeyi de seçebilirsiniz.

5. Ellerinizi kalbinizin üzerine koyun ve “Kendime karşı şefkatli olabilir miyim?” Deyin.
Göğsünüzdeki ellerinizin sıcaklığının farkında olun ve kendinize nezaket duygusuyla uyumlanın, yaklaşın. Başlamak için aşağıdaki ifadelerden birini de söylemeyi deneyebilirsiniz. Ardından, şu anda duymanız gereken ifadeyi değiştirmekten çekinmeyin. Sorunuza kalbinizin verdiği yanıtı sessizce dinleyin. Bu size özel bir yanıt. Bu farkındalık için kendinize teşekkür de edebilirsiniz.

“İhtiyacım olan şefkati kendime verebilir miyim?”

“Kendimi olduğum gibi kabul etmeyi öğrenebilir miyim?”

“Kendimi affedebilir miyim”

Güçlü olabilir miyim?

Kendimi hak ettiğim gibi sevebilir miyim?

Kendime hak ettiğim değeri verebilir miyim?

Başkalarına hayır demeyi öğrenebilir miyim?

Bu beş adımı, her dilediğiniz ya da ihtiyacınız olduğunda tekrarlayabilirsiniz. Bu tekrarların ardından, kendinize, geleceğe ve dünyaya olan tutumunuzdaki pozitif değişimi kısa zamanda fark edebilirsiniz. Bu uygulama, size nasıl hissederseniz hissedin şefkate layık olduğunuzu hatırlatacaktır.

Şifa olması dileğiyle

Sevgiyle 🙂

Kaynak: https://www.mindful.org/how-to-be-kinder-to-yourself/