
Selam Sevgili Dostlar,
Günlük hayatın o baş döndürücü hızı içinde, çoğu zaman otopilotta yaşıyoruz. Beklentileri karşılıyor, yapılması gerekenleri yapıyor ve günün sonunda yastığa başımızı koyduğumuzda içimizde garip bir boşluk, adını tam koyamadığımız bir yorgunluk hissediyoruz.
Bu yazımızda kısa da olsa hayatı gerçekten “yaşamak” üzerine konuşacağız. Hayat her zaman kusursuz akmıyor. Hayal kırıklıkları, iletişim kazaları, belirsizlikler hep bizimle. Peki, içimizdeki o fırtınaları dindirmenin, ilişkilerimizde ve kendi iç dünyamızda daha şefkatli, daha esnek bir alan açmanın yolu nedir?
Gelecekteki Size Bir Soru Sorun
Bazen şu anın karmaşasından çıkmanın en iyi yolu, geleceğin bilgeliğine sığınmaktır. Sizi küçük ama çok güçlü bir içsel yolculuğa davet ediyorum:)
Şimdi bir uygulama yapacağız 🙂 (Evet, çok hızlı başladık, değil mi?)
Gözlerinizi kapatın ve kendinizi 10 yıl ileride hayal edin. Yaşamış, deneyimlemiş, hayatın iniş çıkışlarını şefkatle kucaklamış o bilge “Siz”… Kendi değerleriyle tam bir uyum içinde yaşayan o otantik benliğiniz… Şimdi, o bilge kişiden bugünkü size bakmasını isteyin. Size ne öğüt verirdi? Bugün, şu an endişe ettiğiniz, uykularınızı kaçıran o küçük detaylar için ne söylerdi? Kutup Yıldızınız size hangi yönü işaret ederdi?
Çoğumuzun o bilge yanından duyacağı cevap şuna benzer: “Kendine bu kadar yüklenme. Sevdiklerine daha çok sarıl. Ve zihninin yarattığı o karanlık senaryolara inanmayı bırak.”
Olaylar mı Bizi Üzer, Anlattığımız Hikayeler mi?
Viktor Frankl’ın o muazzam yaklaşımını sık sık hatırlatırım: Etki ile tepki arasında bir boşluk vardır ve asıl büyüme o boşluktadır. Biri bize kırıcı bir şey söylediğinde veya işler ters gittiğinde, asıl acıyı o olayın kendisinden değil; zihnimizin o olaya yüklediği anlamdan, yani kendimize anlattığımız hikayeden çekeriz.
Mark Williamson bu noktada harika bir pratik sunuyor: SIFT Yöntemi. Bu yöntem, otopilottan çıkıp bedenin ve kalbin bilgeliğine inmek için bir köprüdür:
- S (Situation – Durum): Olan biten nedir? Sadece gerçeği görün. Yargısız, yorumsuz. “Mesajıma dönmedi.”
- I (Interpretation – Yorum): Ben bu duruma ne anlam yükledim? “Beni umursamıyor.” İşte bu, sizin filtrenizdir.
- F (Feeling – His): Bu senaryo bedeninizde neye yol açtı? O an bedeninize inin. Göğsünüzdeki sıkışmayı, o tanıdık terkedilme ya da yetersizlik hissini fark edin. Onu yargılamayın, sadece orada olmasına izin verin. Duygular görülmek ister.
- T (Takeaway – Sonraki Adım): O derin nefesi aldıktan sonra, artık reaktif değil, proaktifsiniz. “Bu duruma verebileceğim en şefkatli, en yapıcı tepki ne olurdu?”
Filenin Kendi Tarafında Kalmak
İlişkilerde çatışma yaşadığımızda, genellikle “filenin karşı tarafına” geçeriz. Karşımızdakinin niyetini okumaya çalışır, “Sen beni bilerek üzmek istedin” deriz. Oysa biz sadece kendi tarafımızı bilebiliriz; (ta taaa! :)) ne niyetle hareket ettiğimizi ve karşı tarafın davranışının bizde nasıl bir etki yarattığını.
Bir dahaki sefere bir anlaşmazlık yaşadığınızda, sadece filenin kendi tarafında kalmayı deneyin: “Böyle davrandığında ben kendimi çok yalnız hissettim.” Aynı zamanda bu şiddetsiz iletişimin de dili artık birçoğunuzun bildiği gibi. Karşı tarafı yargılamadan sadece kendi hissini ortaya koymak, aradaki savunma duvarlarını nasıl da anında indiriyor, inanamayacaksınız.
Sevgili dostlar, mutluluk her an gülümsemek veya acıdan kaçmak değildir. Mutluluk; zorluklar karşısında kendi içimize dönüp, “Şu an hem kendime hem de etrafıma verebileceğim en şefkatli yanıt ne?” diyebilme cesaretidir. Eylem, düşünceyi değiştirir. Bugün kendiniz için küçücük, şefkatli bir eylem adımı atmaya var mısınız?
Kalbinizin rehberliğinde, sevgiyle kalın… 🙂
Armağan Esra 🙂
Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=b4YCq_aUYRc&pp=ygUUYWN0aW9uIGZvciBoYXBwaW5lc3PSBwkJ2QoBhyohjO8%3D
Öneri Kitap : Şiddetsiz İletişim – Marshall B. Rosenberg
https://www.kitapyurdu.com/kitap/siddetsiz-iletisim/253037.html?srsltid=AfmBOoo4taEXcwHJCgPkIYfIrZLFE1WHF4zJf_rPlfkeVJAEzoqWdRMs
