
Selam sevgili dostlar,
Birçoğumuz dışarıdan bakıldığında hayatı tıkır tıkır işleyen, sorumluluklarını yerine getiren, güçlü yetişkinler gibi görünüyoruz. Arkadaşımızın bir derdi olduğunda saatlerce onu dinliyor, en şefkatli ses tonumuzla sırtını sıvazlıyor, ona ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyoruz.
Peki, dürüst olalım… Konu kendi iç dünyamız, kendi tökezlemelerimiz olduğunda aynı şefkati kendimize gösterebiliyor muyuz? Yoksa o anlarda içimizde acımasız bir “yargıç” mı uyanıyor? 🙂
Bugün, psikoterapist Owen O’Kane’in rehberliğinde çok kıymetli bir soru soracağız kendimize: Yaşadığımız acıları, kaygıları ve tıkanıklıkları dönüştürmek için kendi kendimizin terapisti, daha doğrusu kendi içsel ve şefkatli rehberimiz olabilir miyiz?
Geçen yazımızda “aşırı düşünmenin” aslında yüzleşmekten kaçmak için zihnimizin kurduğu bir illüzyon olduğundan bahsetmiştik hatırlarsanız 🙂 Şimdi gelin, o zihinsel illüzyonların ötesine geçip, otantik benliğimizle nasıl güvenli bir bağ kuracağımıza bakalım.
Zihin Sustuğunda Beden Konuşur
Hayat bu, hepimiz zaman zaman zorlanıyoruz. Beklenmedik bir kayıp, iş yerinde bir kriz ya da sadece o gün üstümüze çöken o tanıdık ağırlık… Zihnimiz böyle anlarda derhal “alarm” durumuna geçer. Beynimizin mantıklı düşünen o bilge kısmı (prefrontal korteks) kepenkleri indirir ve biz o kaygıyı “düşünerek” çözmeye çalışırız.
Ama O’Kane’in de harika bir şekilde özetlediği gibi; alarm çalan bir zihni, yine o zihnin ürettiği düşüncelerle sakinleştiremezsiniz.
İşte tam burada bedenin bilgeliği devreye girer. Bir duygu size ağır geldiğinde, düşünmeyi bir anlığına bırakın ve bedeninize dönün. Sorun kendinize: Bu sıkıntıyı şu an bedenimin neresinde taşıyorum? Sıkılan çenenizde mi? Düğümlenen midenizde mi? Yoksa nefesinizi kesen göğsünüzde mi? Orayı bulun. Yargılamadan, “bu niye burada” demeden, sadece elinizi o bölgeye koyun ve oraya şefkatle nefes alın. Bedeninize “Buradayım, seni duyuyorum ve güvendeyiz” mesajını verdiğiniz an, o sağır edici alarmın yavaşça sustuğunu fark edeceksiniz 🙂
İçinizdeki “Yargıç” Aslında Kimi Koruyor?
Çoğumuzun içinde bitmek bilmeyen bir ses var: “Yine yapamadın”, “Yeterince iyi değilsin”, “Başkaları senden çok daha önde…” Biz bu sesi genellikle düşmanımız sanır, onunla kavga ederiz. Oysa o içsel eleştirmen, geçmişte aldığımız yaralardan, reddedilmelerden yola çıkarak bizi “yeni bir acıdan” korumaya çalışan, ama üslubu biraz kaba olan, aşırı endişeli bir koruyucudur. Bizi hayatta tutmaya çalışır.
O sesle savaşmak yerine onu anlamaya ne dersiniz? O eleştirel ses yükseldiğinde duraklayın ve ona şöyle fısıldayın: “Beni korumaya çalıştığını, benim için endişelendiğini biliyorum. Niyetini görüyorum ve teşekkür ederim. Ama ben artık yetişkinim ve şu an güvendeyim. Direksiyona geçmene gerek yok.Ben direksiyondayım.” 🙂
Bu küçücük diyalog, içinizdeki o savaş halini nasıl da derin bir teslimiyete dönüştürüyor, değil mi?
Kendi Hikayenizin Cesur ve Şefkatli Dinleyicisi Olun
İyileşme, geçmişi silmek ya da yok saymakla olmaz. İyileşme, kendi hikayemizin karşısına geçip, olan biteni şefkatle ve dürüstçe okuyabilmekle başlar.
Bugün verdiğiniz tepkiler, kaçtığınız çatışmalar ya da bırakamadığınız kontrol ihtiyacı… Bunların hiçbiri sizin “hatalı” olduğunuzu göstermez. Bunlar sizin hayatta kalma stratejilerinizdir. Olayların arasındaki noktaları birleştirdiğinizde şunu fark edersiniz: Hayatınızdaki o kırılma anları, zayıflığınız değil; bugünkü dayanıklılığınızın, gücünüzün ve derinliğinizin inşa edildiği yerlerdir. Kendi hikayenizi utanmadan, sıkılmadan, tüm gerçekliğiyle kucaklamak en büyük özgürlüktür. Çünkü tüm bu yaşananlar bir şekilde sadece sizin geçtiğiniz yola aittir, sizin hikayenizdir… 🙂
Günlük “Bu Bana İyi Geliyor mu?” Molaları
Güne başlarken, evden çıkmadan önce ne yaparız? Arabamızın anahtarını alır, yakıtı var mı diye bakar, aynalarımızı kontrol ederiz. Peki ya kendi iç dünyamız?
Her gün, sadece kendinize ait küçük anlar yaratın. Zihniniz o gün nasıl bir frekansta? Bedeniniz neye ihtiyaç duyuyor? Yeterince su içebildim mi mesela? Ve gün içinde karşınıza çıkan seçeneklerde, ilişkilerde, hatta düşüncelerde şu sihirli soruyu kendinize pusula yapın:
“Bu bana iyi geliyor mu? Bu seçim, benim bütünsel varoluşuma ve değerlerime hizmet ediyor mu?”
Sevgili dostlar, dünyadaki en uzun ve en kıymetli ilişkimiz, kendimizle olan ilişkimizdir. Bugünden tezi yok, içinizdeki o yorgun dosta, dışarıdaki sevdiğiniz birine davrandığınız kadar şefkatli davranmaya var mısınız?
Otantik benliğinizle, sevgiyle ve farkındalıkla kalın… 🙂
