
Çoğumuz zaman zaman sevdiğimiz birinin kucağına sığınıp sevilip avutulmak isteriz. Bu yaklaşımla fiziksel olmasa da, duygusal ya da zihinsel olarak kabullenilmek ve anlaşıldığımızı hissetmek ilaç gibi gelir. Bu anlık hissedilen, tamamen güvende olma hali, önemli ve insanı canlandıran bir etkiye sahip. Biz bunu Türkçe’de tam olmasa da en yakın tabir ile şefkat olarak tanımlayabilirken; Japonya’da amae olarak biliniyor (“ahmaeh” diye okunuyor).
Japon psikanalist Takeo Doi, için amae’yi hissetmek önemli; çünkü çocukluk evresinde gördüğümüz koşulsuz bakıma bir dönüşü temsil ediyor. Düzenli ilişkileri sağlamlaştıran bir tutkal, derin ve samimiyetle duyulan güvenin ve koşulsuz kabullenilişin bir sembolü. Bu anlamlı duygunun sadece Japon kültüründe olması araştırmaları da beraberinde getirmiş. Hatta zaman zaman kollektivist Japon kültürünün milli karakterini tek kelime ile tanımladığının vurgulandığı kültürel çalışmalara dahi konu olmuş.
Peki neden diğer ülkelerde bu doğal duyguyu dile getirmek cesaret istiyor? Neden dilimize bu kadar yabancı? Birçok sebebi olabilir elbette. Akla ilk gelen; kendimizi, kendine yeten yetişkinler gibi göstermeye çalışırken aslında her zaman öyle olmadığımızı kabul etmenin rahatsızlığı, eksikliği veya yetersizliği olabilir. Oysa aslında tam da bunu kabul ettiğimizde “TAM” olmuyor muyuz?
Biz en azından bildiğimiz dilde özşefkat ile kendimizi sarmalamaya, cesaretlendirip, amaçlarımızı ve varoluşumuzu onurlandırmaya devam edelim…
Sevgiyle 🙂




