Z-point Yöntemi Nedir? Özsevgi ve İlişkiler Konusunda Nasıl Kullanılır? Başka? :)

Evet, yaşasın ki yine sevgi dolu yeni bir yöntem ile karşınızdayım:)

Z-point yönteminin tekniği, Kanada’da Grant Connoly tarafından tasarlanmıştır. Z-point yöntemi, ne zaman bir sorunla karşılaşsak, her defasında temizleme işlemini başlatmayı kabul etmesi için , bilinçaltını programlamakta kullanılır. Belki ben de olduğu gibi Z-point yöntemi, sizim de  Ho-oponopono’yu hayatınıza daha kolay ve hızlı şekilde dahil etmenize yardımcı olabilir 🙂

Çalışmaya başlamadan önce bir anahtar cümle bulmanız gerekiyor. Benim de deneyip, en pratik ve etkili olduğunu hissettiğim iki cümle ise tabi ki; “Teşekkür ederim. Seni seviyorum!” Dilerseniz siz de yazının tamamını okuduktan sonra kendinize göre farklı anahtar kelimeler ya da kısa cümleler belirleyebilirsiniz.

Anahtar sözcükleri belirlediğimize göre; bilinçaltımıza iyileşme programını tanımlayacak olan cümleleri de okuyabiliriz. Bu niyeti bir kere okumanız yeterlidir. Her seferinde tekrar edilmesine gerek bulunmuyor. Niyet metnimiz ise şöyle:

“Bilinçaltım, bu sözcüklerle temizliklerin en iyisini gerçekleştirmen konusundaki kesin niyetimi sana bildiriyorum. Yaşamımda ne zaman bir sorun ile karşılaşsam, anahtar sözcüklerimi bir mantra gibi söylemeye ya da düşünmeye başlamam ile birlikte, beni dikkatimi yönelttiğim sorun ile ilgisi bulunan bütün anılarımdan hemen özgürleştireceksin. Bu işlem, gayet yumuşak, kolay ve güvenli bir biçimde gerçekleşecek.

Ne zaman bu temizlik yöntemine başvursam, anahtar sözcükleri tekrarlarken, bir yandan da şu ana karşılık gelen 10’dan geriye, ilgili durumun başladığı 0’a kadar sayarak, bu sayede, günün birinde yaşamış olduğum ve daire çizip içine yazdığımda ya da dikkatimi çeken şeyle ilgisi bulunan bütün düşüncelerimi, inançlarımı, duygularımı, önceden edinmiş olduğum fikirlerimi ve yargılarımı temizlemiş olacağım. Bu sırada, sen de benliğimin daha da derin katmanlarında gereken temizliği gerçekleştireceksin. Teşekkür ederim.”

Bu program bir kez yerleştirildiğinde, paylaşacağım alıştırmayı yapabilirsiniz 🙂 Örneğin kendinizi ya da ilişkinizi şifalandırmak istediğiniz kişiyi düşünün ve bu düşüncenin sizde açığa çıkardığı duygunun gelmesine izin verin. Bu aşamada dilerseniz kişinin ismini ve ilgili duyguyu yazdıktan sonra daire içine alabilir, bunu hayal edebilir ya da elinize bir fotoğrafı alarak da kullanabilirsiniz. Burada önemli olan, sizin bu düşünceye odaklanmanız olduğundan size en uygun yöntemi seçebilirsiniz.

Daha sonra 10’dan 0’a doğru sayarken aralarda 7 kez anahtar kelime ya da cümlenizi tekrar edin. Örneğin;

“10… Teşekkür ederim. Seni seviyorum. X 7

9… Teşekkür ederim. Seni seviyorum. X 7

8… Teşekkür ederim. Seni seviyorum. X 7

0… Teşekkür ederim. Seni seviyorum. X 7”

Sonra derin bir nefes alıp, verin ve odaklanmış bir şekilde anahtar sözcüklerinizi söylemeye devam edin…

Odaklanmanıza, kalbinizin frekansına ve samimiyetinize göre ilk denemede bile fark edilir sonuçlar alabilirsiniz. İnanınca her güzel şey de mümkün hale geliyor 🙂 Pratik yöntemleri sevdiğim için ben inanmayı seçtim ve işe yaradı 🙂

Dileyen herkese şifa olsun!

Sevgiyle!

Kaynak: Hurtado-Graciet, M.E., Dr.Bodin, L., Ho’oponopono Hawaiili Şifacıların Sırrı, 2017, Pegasus Yayınları

Kundalini Reiki ve Ho’oponopono ile 11 Günlük Egonun Pasif Alanlarını Şifalandırma Çalışması

İnsan olarak, her birimizin varoluşuna hizmet eden 7 parçamız bulunuyor. Bunlar; ruh, ego/nefs, zihin, beden, kalp, yüksek benlik ve özışık benlik. Her birinin bizim deneyimlerimize kendi boyutunda farklı deneyimsel katkıları bulunuyor ve her birini fark edip, sevgi ile yaklaştığımızda; bize en iyi şekilde hizmet ettiğini fark etmemiz de mümkün hale geliyor.

Bunlardan ego ise, bizim bu dünyada yaşam sürmemiz için gerekli parçamız. Ego, kişiliğimizin gelişmesi ve tekamül etmemiz için çeşitli araçları alanında var edebiliyor. Bulunduğumuz ve frekansı gitgide artan bu zamanlarda, o araçların saf olmayan alanlarından özgürleşip; önce birey sonra da olgun/kamil/erdemli insan haline dönüşme yolundayız.

Zaten gerçek özgürlük; ego ya da nefsin saf olmayan alanlarından arınmakla mümkün 🙂 Nasıl mı?

Alınganlık, kırılganlık, küskünlük gibi tutumları içeren her türlü düşünce, duygu ve davranış; aslında bizi sınırlayan ve gücümüzü kullanmamızı engelleyen egoya/nefse ait saflaştırılması gereken alanlardır.

Metaforik anlatımları çok sevdiğim için bunu da öyle anlatmayı seçiyorum 🙂 Özünüzdeki size ait ışıldayan ve sadece size özel bir hazine var. Bu bir inci! Bugüne kadar, bu özü korumak için kabuğun sert olması ve sıkı sıkıya kapalı olması gerekiyordu. Oysa artık “kendimiz” olabilmemiz için güvensizlikle bizi çevreleyen ve kendimizi, saflığımızı unutturan her şeyden özgürleşme vaktimiz geldi! Yani kendimizi okyanusun saf sevgisine açma vaktimiz geldi 🙂 Bu da demek oluyor ki, bugüne kadar hayat planımızda bize saf olmayan alanlarla da hizmet eden egomuzu saflaştırıp, hem onu hem de diğer tüm varoluşumuzu güvenle ve neşeyle besleyebilir, bu şekilde de yol alabiliriz.

Yüzeye çıkıp, Güneş ışığına kavuşmak isteyen bir incinin; bencillik, alınganlık, kıskançlık vb tüm saf olmayan alanlardan özgürleşerek, ağırlıklarını geride bırakması vakti gelmiş oluyor.

Tutunduğumuz bu alanları bırakmak istemeyen parçalarınız olduğunu fark ettiğinizde, “Saf olmayan …….. alanına tutunan parçam, seni görüyorum ve anlıyorum. Daha önce bize hizmet etmiş olan bu alan, artık hizmet süresini doldurdu ve ben tüm varoluşumla tüm parçalarımla ışığa dönmeyi seçiyorum. Eğer benimle ışığa dönmek istersen, sana güvende olacağının sözünü veriyorum. Eğer benimle dönüşmeyi tercih etmezsen de, seni sevgiyle kaynağa gönderiyorum.” Diyebilirsiniz.

Sevgiyle, neşeyle ve kolaylıkla da dönüşmek mümkün 😊

Bu çalışmanın niyetlerini hazırlayan Sevgili Yasemin Derya Metin’e her zamanki gibi sevgilerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum 🙂

Ho’oponopono Nedir? Temel İlkeleri Nelerdir? Nasıl Uygulanır?

Ho’oponopono nedir?

Ho’oponopono, kadim Hawaii uygarlığına ait bir yaşam felsefesi ve tekamül aracı. Beraberinde getirdiği ilkeler basit ve ataların çok derin bilgeliklerinden doğmuşlar. Özünde en büyük erdemler olarak sıralayabileceğimiz; affetme, anlayış, şefkatve sevgi vardır. Eski uygarlıkların bir çoğu benzer bilgilere sahipti. Bu nedenle mayalar birbirlerini selamlarken “In Lakesh” yani “sen, bir başka ben” derlerdi. Hintliler ise birbirlerine merhaba yerine “Namaste” yani “İçindeki Tanrı’yı selamlıyorum.” Derler. Aslen anlamı, senin içindeki tanrısallığın, senin Yaratıcı’nın bir parçası olduğunun farkındayım demektir.

Bu yöntemi Joe Vitale’nin kitabı ‘Zero Limit’ aracılığı ile batı dünyasına tanıtan ve meşhur eden kişi Dr. Ihaleakala Hew Len olmuştur. Uzman Psikolog Dr. Ihaleakala Hew Len’in hastalarıyla elde ettiği mucizevî sonuçları ilgi çeker. Çünkü kullandığı yöntemler öyle etkiliymiş ki, zamanla yatan hastaların tümü taburcu edilmiş, sonunda 4 yıl içinde birim kapatılmış. Len de, kullandığı bu yöntemi, güncelleştirilmiş Ho’oponopono uygulaması yapan şaman ve şifacı Morrnah Simeona’dan öğrendiğini paylaşmıştır.

Hooponopono’nun Temel İlkeleri Nelerdir?

  1. Fiziksel gerçekliği yaratan düşüncelerimizdir.

Her şey bir düşünce ile başlamıyor mu? Akşam ne yiyeceğinize karar vermekten tutun da, emeklilik hayallerinize kadar? 🙂

Gerçekliğimizi oluşturan her şey, çevremiz, yaşamımızaslında kendi düşüncelerimizin yaratımı ya da bunların sonucudur. Hatta dilimize çok yerleşmiştir : Bir şeyi 40 kere söylersen, olur 🙂

Bütün mesele bizim aklımıza gelen şeyin 40 defa da olumlu olmamasıdır çünkü beynimiz, hayatta kalmak için bu şekilde çalışmaya programlı. Diğer taraftan, biz bilinçli olarak düşüncelerimizle pozitif olana istikrarlı bir şekilde yoğunlaştıkça beynimiz bu duruma kısa sürede alışıyor. Burada sır, beyin ile kalbin gücünü birleştirmekte! 😉

  1. Eğer düşüncelerim hatalıysa, yanlış bir fiziksel gerçeklik yaratırlar.

Eğer düşüncelerim hatalıysa, bozulmuşsa, kinle, nefretle, kıskançlıkla, yalanla doluysa yani sevgi dolu varoluşumuzla bağdaşmıyorsa; benim için yanlış bir gerçeklik yaratırlar. Ve en önemlisi, er ya da geç, bu yanlış fiziksel gerçeğin yaşamın hakiki gerçekliği olduğuna inanmaya başlarım. Bunun tek sonucuysa, hatalı düşüncelerime biraz daha gömülmek ve böylece gerçek anlamda yarattığım bir kısır döngü içerisine girmek olacaktır. Bunun dışına çıkmak için, gerçekliğin değişmesi için, düşüncelerimi değiştirmem yeterlidir.

“Gerçekliğimi değiştirmek için düşüncelerimi değiştirmeliyim!”

  1. Eğer düşüncelerim kusursuzsa, sevgi dolu bir fiziksel gerçeklik yaratırlar.

Eğer düşüncelerim kusursuzsa, benim için sevgi dolu bir dünya yaratırlar. Aynı şekilde eğer dünyam, yani gerçekliğim, sevgi dolu değilse, bu bütün düşüncelerimin kusursuz olmadığı ve hala üzerinde çalışmam gerektiği anlamına gelir.

  1. Her şey içeridedir. Her şey zihnimde düşünce olarak vardır.

Aslında gerçek diye bir şey yoktur çünkü düşünen her canlı kendi algısal, duyusal ve düşünsel filtrelerini kullanır. (Evet, inançlarımız da filtredir.) Bu durumda yalnızca benim kendi gerçekliğim vardır ve bunu durmaksızın düşüncelerimle ben ortaya koyarım. Dolayısıyla, her şey yalnızca benim düşüncelerimde var olur. İçimde ne varsa, dışımdaki gerçekliğimi de yaratan odur!

  1. Fiziksel evrenim her nasılsa, onun yaratıcısı benim ve eğer ben düşüncelerimi düzeltirsem, gerçekliğimi değiştirebilirim!

Bir ressamın fırçalarıyla tuvalini boyadığı gibi, iyi ya da kötü düşüncelerimin yardımıyla, ben de evrenimi yani gerçekliğimi yaratırım. Tuvalin karanlık alanları, zihnimin karanlık alanlarına karşılık gelir. Eğer uygun olmayan düşüncelerimi düzeltirsem, bu fiziksel gerçekliği değiştirebilirim. Karanlık alanlar böylece giderek yol olacak ve yerlerini sevgi dünyası alacaktır.

Peki Hooponopono Nasıl Uygulanır?

Temel olarak; temizlenmek istenen duruma ithafen;

(Uzun versiyon)

“Bu konu ile ilgili sorumluluğumu %100 alıyorum. Şu anda bu durumu yaşamama sebep olan tüm anılarım, datalarım özür dilerim. Bu zamana kadar sizi arındırmadığım için özür dilerim. Bana arınma fırsatı verdiğiniz için size teşekkür ederim. Bana mucizelerin kapısını açtığınız için sizi seviyorum. Aloha. İndigo.”

(Kısa versiyon)

“Özür dilerim. Beni Affet. Teşekkür ederim. Seni Seviyorum.”

Burada hem olumsuz olarak ürettiğimiz bize ve atalarımıza ait düşünceler için özür diliyoruz ve sorumluluğumuzu alıyoruz. Böylece suçlama ve yargılama enerjilerinden özgürleşebiliyoruz. Hem de; bize farkındalık sağlayan kişiye, olaya, duruma teşekkür edip; hayatımızdaki mucizevi değişimlere aracı olduğu için sevgimizi ve şükranlarımızı sunuyoruz 🙂 Yani önce karanlığı siliyoruz, sonra yerine sevgiyi ve Yaratan’ın mucizesini koyuyoruz. Oldukça sevgi dolu bir çalışma 🙂

Şifa olsun! 🙂

Kaynak: Hurtado-Graciet, M.E., Dr.Bodin, L., Ho’oponopono Hawaiili Şifacıların Sırrı, 2017, Pegasus Yayınları

Bedenin Bilgeliği : Kas Testi

Kas testi nedir? Ne İşe Yarar? Nasıl Yapılır?

Bedenimizin bilgeliğinin; kaslarımız aracılığıyla, sorduğumuz sorulara evet ya da hayır cevabını verdiği teste “kas testi” diyoruz. Hareket eden kaslardaki enerji akışının, sorduğumuz sorunun cevabına paralel olarak verdiği yanıtların tümünü bu kategoride değerlendirebiliriz. Kaslarımız yalan söylemez ve biz bilinçli olarak bilmesek de, bedenimizin bilinçaltımız ile derin olan bağı aradığımız soruların cevabını bulmamıza yardım eder. Bu nedenle de bu yöntemin kullanım alanı oldukça geniş. Alerji, gıda intoleransı, mineral eksikliği gibi konuların tespitinde kullanıldığı gibi bilinçaltında yer alan kök inanç tespitine ve değişimine yönelik çalışmalarda da kullanılmaktadır.

İlk defa 1964 yılında bir kiropraktör olan Dr. Dr.George Joseph Goodheart tarafından bulunan bu  enerji testinin çalışma felsefesi ise şöyle: Eğer bir inanç bizde varsa bu bilinçaltımız için “evet”demektir; bunun sonucunda bilinçaltı kaslarımıza güçlü tepki gönderir, kaslar kasılır ve beden öne eğilir ya da o anda hangi şekilde kas testi yapıyorsak ona uygun olumlu cevabı verir. Aksi durumda ise bilinçaltımız kaslarımıza zayıf sinyal gönderir ve bedenimiz arkaya eğilir ya da hangi kas testini yapıyorsak ona uygun olumsuz cevabı gönderir; bu “hayır” demektir.

Kas Testi yapmanın çok çeşitli yolları olmakla beraber, ben kendi başınıza uygulayabileceğiniz, en pratik ve en kolay olan iki tanesini paylaşacağım. İlk olarak, benim de en çok tercih ettiğim yöntem olan ayakta durup, gözlerimi kapattıktan sonra sorumu sorduğum yöntemi paylaşmak istiyorum.

Bunun için önce bedeninizdeki su dengesinin yerinde olduğundan emin olmalısınız. Bu nedenle ilk önce ayağa kalkıp dik durun ve vücusunuzu serbest bırakıp, sadece “evet” dediğinizde vücudunuzun verdiği tepkiyi izleyin. Genellikle “evet” denildiğinde vücut ileri doğru eğillir. Daha sonra birkaç derin nefes alın ve bu defa “hayır” dedikten sonra bedeninizin geriye gidip gitmediğini kontrol edin. Eğer “evet”te öne ve “hayır”da arkaya gidiyorsa, ilk sorunuzu sorabilirsiniz.  Soruyu sormadan önce gözlerinizi kapatmanız önemli.

Sürecin anlamlı olabilmesi için soracağınız sorunun bazı özelliklere sahip olması da önemli. Önemli noktaları şöyle sıralayabiliriz;

  • Soruyu sormadan önce derin bir nefes alıp, sakinleşmek
  • Cevabı evet ya da hayır olarak cevaplanabilir soruların sorulması
  • Soruların olumlu soru cümlesi biçiminde sorulması (Örneğin; Kendimi sevmiyor muyum yerine Kendimi seviyor muyum gibi)
  • Sorulan sorunun geleceğe değil, şu ana yönelik olması
  • Arka arkaya soru sorulması durumunda birkaç derin nefes ile dinlenilmesi

İkinci yöntemde ise; her iki elinizin baş ve işaret parmaklarını birbirinin içinden geçecek şekilde (bir zincir gibi) birleştirin. Sonra derin bir nefes alıp, sorunuzu sorun ve günlük hayatta en çok kullandığınız elinizi zinciri hafifçe bozmaya çalışarak çekin. Eğer sağ elinizi kullanıyorsanız sağ tarafa, sol elinizi kullanıyorsanız sol tarafa doğru. Eğer zincir bozuluyorsa, cevap hayırdır. Bozulmuyorsa evetir.

Bunun bir başka versiyonu da sol elinizin baş ve işaret parmağını yine aynı şekilde birleştirip, sağ elinizin baş ve işaret parmağını bu defa sol elinizle oluşturduğunuz dairenin içine yerleştirmek ve sorunuzu sorduktan sonra sağ elinizin baş ve işaret parmağını birbirinden uzaklaştırarak sol elinizin zincirini açmaya çalışmaktır. Eğer zincir bozuluyorsa, cevap hayır; bozulmuyorsa cevap evettir.

Bu konuyla ilgili sorunuz olursa bana iletişim bilgilerimden ulaşabilirsiniz 🙂

Sevgiler,

Armağan Esra Gül

Fotoğraflara ait kaynaklar:

http://www.empoweringhealth.clinic/self-muscle-testing-kinesiology/
https://www.myradiary.com/830/muscle-testing-a-skill-to-self-test-your-rheumatoid-arthritis-related-allergies-and-emotions

Affetmek

Affetmek ve unutmak, iyi insanların intikamıdır. Schiller

Affetme fikri çoğumuza zor gelmiştir ancak artık enerjimizi nereye odaklarsak, o alanın geliştiğini büyüdüğünü çoğumuz biliyoruz ve hatta belki de yaşıyoruz. Eğer kişisel, zihinsel, ruhsal, duygusal, maddi, manevi vb bir dönüşüm istiyorsanız, mutlaka geçmeniz gereken kapılardan biri de affetme kapısıdır.

Affetmek, sizi üzen birini mazur görmek değildir; yaptıklarını unutmak değildir; haklı bulmak da değildir; sizi incitmeye devam etmesine izin vermek hiç değildir. Peki o zaman affetmek nedir? Affetmek, sırtındaki patates çuvalını bırakmaktır; aynı döngüde kalıp, eski olayların/kişilerin sizi üzmesine tekrar tekrar hatırlayarak  izin vermemektir, affetmek özgürleşmektir; her ne yaşandıysa alınması gereken mesajı almak ve tekrarlanmasına izin vermeyecek kadar güçlü olmaktır. Bu arada daha önce duymayanlar, patates çuvalı hikayesini googlelayabilirler 🙂

Affetmek, bana çoğu zaman o anın yaşandığı mekandan ve zamandan bağımsız olarak olanı deneyimlemek gibi geliyor. Yani o ana odaklanmak yerine,  bu  deneyimi yaşamaya neden olan durumları fark etmek ve şifalandırmak gerekiyor. En sonunda da bu  deneyimin, size verdiği asıl mesajı anlayıp, tam da bu güçlü mesajla yeri göğü inletene kadar kendiniz olmanız…

Örnek üzerinden ilerlemek daha kolay olabilir. Örneğin çalıştığınız işte çok başarılısınız, çalışkansınız ve insan ilişkileriniz, yetenekleriniz de harika. Gel gelelim ki, söz konusu terfi olunca sizin yerinize dışarıdan yeni işe alınan birisi terfi ettiriliyor. Üstelik sizden daha kalifiye değil. Bu da yetmiyormuş gibi zamanla yöneticiniz size mobbing yapmaya başlıyor. Oysa en çok çalışan, en başarılı ve yetkin sizken, herkes sizi seviyorken!

İşte tam burada bir yol ayrımı var: ya tüm bunları kabul edip, kendini yetersiz görmek; ya da aslında ne kadar güçlü ve başarılı olduğunu “gerçekten” ortaya koymak… Bu demek oluyor ki, hayatının mihenk taşlarından birini geçmek üzeresin.

Bir başka deyişle, sınavı başarıyla vermek ya da bildiğin halde boş kağıt vermek üzeresin… Hayatında sen olmazsan, hayatın senin için anlamı da geride kalmış olacak. O zaman sen özünde hangi değerleri  temsil ediyorsan bul ve onların peşinden koş! Geride kalanları affet çünkü onlar çoktan geride kaldı… Sen hayallerinin peşinden koşarken, dönüp arkana bakarsan düşersin. O yüzden sen aşkla koş, sevgiyle koş, iyilikle koş, insanlık için koş! 🙂