Kendinle Barışmanın Nasıl Bir His Olduğunu Biliyor Musun?

Ne iddialı bir başlık diye düşünebilirsiniz ama her birimizin var oluşunda yatan amacı anlayabilmek için kendimizle barışmamızın gerekliliği bilgisi çok daha iddialı!

Daha önce hiç istenmediğinizi hissettiğiniz ya da sözel olarak dışa vurulmasa da kabul görmediğinizi hissettiğiniz bir ortamda bulundunuz mu? O anda nasıl hissettiniz? Ne yapmak istediniz? Bir an önce oradan ayrılmak? Görünmez olmak? Ya da belki de her şeyin farkında olduğunuzu açıkça paylaşmak? Sorular burada bizleri onlara yeniden dönmek üzere beklerken, şimdi sizi başka bir yere, bir metafora götürmek istiyorum izninizle…

Şu anda her neredeyseniz çevrenize bakın (Evet buralarda bir işaret vardır belki de:)) ve dünyanın renklerini keşfedin. Belki evdesiniz, belki ofiste, belki doğada ama sonuçta şimdilik hala dünyada bir yerlerdesiniz 🙂 Ne çok renk var dikkatle gözlemleyin şimdi…

Işığa göre değişen algımızın katkılarıyla, pastel renkler, canlı renkler, soluk renkler, “rengarenkler”, farklı desenler, farklı tekstürler…

Düşünün ki bir duvarda asılı bir resimsiniz; sizin içinizde hangi renkler olurdu? Koyu renkler? Siyah? Beyaz? Fosforlu renkler?

Ya dokunuz? Kadife? Pürüzlü? Yumuşak? Sert?

Her ne olursa olsun tamamen siz olan ve kendi içinde bütün olan bu resmi evinizin en sevdiğiniz köşesine astınız diyelim. Bakınca ilk ne söylerdiniz ona? Hayran mı kalırdınız yoksa değiştirmek istediğiniz, yeniden dokunmak istediğiniz yanları olur muydu? 🙂

Hepsi mümkün ve hepsi doğru. Sadece bir farkla! Bunu sevgiyle ve varoluşunuzu onurlandırarak yapıyorsanız 🙂 Bunun bir diğer adı da kendi ile barışmak! Yani yazının başında bahsettiğimiz o kabul edilmeme hissini kendinize yönlendirmeyip, kendinizi olduğunuz halinizle kabul edip, saygı duyuyor ve aynı zamanda özünüzdeki cevherleri ortaya çıkarmak, daha da iyileşmek için adımlar atıyorsanız bu sizin kendinizle barışık olduğunuzun işaretlerinden.

Diğer taraftan kendinize sık sık yönlendirdiğiniz suçlama, yargılama, pişmanlık, mükemmeliyetçi olma baskısı ve benzer diğer olumlu olmayan yönlendirmeler ise varoluşunuzu onurlandırmaktan uzak olmakla beraber; benliğinize, sizi siz yapan tüm güzelliklere yönlendirilmiş bir öz-sabotajcı…

İşte seçim de burada başlıyor. Siz hangi sizsiniz? Hangisi olmayı seçiyorsunuz? Kazanan mı kaybeden mi? Seçiminiz, kaderinizdir! Ve kazanmayı seçmek herkesin doğuştan gelen en doğal hakkıdır. Lütfen nasıl büyük bir amaç ve sevgiyle dünyaya gelmiş olduğunuzu hatırlatın kendinize. Matematik severler için ise açıklaması şöyle olabilir:)

1-1=0; Özsabotaj

1+1=2; Özsevgi

Bu durumda; 2>0 => Özsevgi > Özsabotaj

O zaman Sevgiyi seçelim! Kendimizi tüm varoluşumuzla sevip, “iyi” edelim. Hep beraber iyi olalım. İçimizde barış tohumları ektikçe; var olduğumuz her yerde barış fidanları olabiliriz.

Özüm sevgi, varoluşum sevgi; içimde barış, dünyada barış! 🙂

Bizi seviyorum 🙂

Sevgiyle…

İnsan İnsana… – 1

Bir soru ile başlamak istiyorum bu defa. “Elinizde evet ve hayır seçenekleriniz olsaydı; cenneti yeryüzünde yaşamak ister misiniz diye sorsaydım ne derdiniz?” Bu soruya bilinçli olarak “hayır” yanıtını verecek bir kimseyi henüz tanımadım. Aslında herkes aynı hayali kuruyor ama bazılarının içindeki boşluk öyle büyük ki, onlar “bilinçli/sağduyulu” bir yaklaşımda bulunmak yerine bir rekabet oyunu yaratıp, kendilerini de lider görmeyi istiyorlar. Oysa bir insan ne kadar çok dış varlığa, metaya sahip olursa olsun ya da sahipmiş gibi görünsün aslen içindeki boşluktan kaçamıyor.

Üniversite yıllarında yazın staj yaptığım şirkette, yurt dışından gelen misafirimiz ile çoğunlukla ben ilgileniyordum. Ona bir gün, sürekli seyahat halindeyken hiç sıkılıp, sıkılmadığını sorduğumda bana neşeyle; “Gittiğim her yere kendimi de götürüyorum, neden sıkılayım ki?” demişti.

Demek ki içimizde olan biten her ne ise, ondan kaçamıyoruz. Önünde ya da sonunda mutlaka o yüzleşmeyi yaşamadan da o konuyu çözemiyoruz. Peki o zaman neden bu yüzleşmeyi son nefese bırakıp; bu güzel yaşamı kendimize cehennem haline getirmeyi seçiyoruz? Korkularımız, cesaretimizden büyük olduğu için mi? Bence hayır, sevgimiz ve dolayısıyla onun getirdiği güven; bizim kontrol edemeyeceğimiz olaylardan daha büyük olmadığı için… Oysa sevgi sonsuz, kontrol edemeyeceğimiz durumların sorumluluğu ise değer olarak sıfır çünkü yok. Çünkü bizim eylemlerimizin direkt bir sonucu değil.

Bundan yıllar önce Epiktetos, insanlara değiştiremeyeceği şeyler için üzülmemeyi salık vermiş. Değiştiremeyeceğimiz şeylere, boşuna enerjimizi harcayacağımıza; enerjimizi, değiştirebileceğimiz olgulara yönlendirebiliriz. Yani hava durumunu değiştiremeyiz ama dışarıda yağmur yağıyorsa da; elimize sıcak çayımızı, kahvemizi alıp, onu izleyebilir ve bize sunması için bilgeliğini, öğretisini talep edebiliriz. Aynen hayatımızda yaşadığımız en büyük olaylardan, en küçük olaylara kadar yapabileceğimizi gibi…

Kıssadan hisse:

1- Bilinçli yapılan seçimler ile hayatımızın gidişatını değiştirebilir, kendi içimizdeki cenneti keşfe başlayabiliriz.

2-“Bize ait” içimizde her ne varsa, karanlığıyla, ışığıyla en uygun ve yakın zamanda yüzleşmek bizim yararımıza olur. Ne kadar erken uyanmayı seçersek, yolun tadını o kadar çok çıkarabilir, heybemizi o kadar çok güzellikle, iyilikle doldurabiliriz.

3- Sevgi, her zaman korkudan büyüktür. Çünkü korku, sevginin olmaması demektir. Işığın olmamasına, karanlık dediğimiz gibi. (Einstein’ın meşhur hikayesi geldi şimdi aklıma:))

4- “Where the mind goes, energy flows!” yani zihin neredeyse, enerji oraya akar. Eğer biz iyi olana odaklanıp, değiştiremeyeceklerimizle zaman/enerji/emek harcamayı bırakırsak; dönüşüme önce, içimizde bilinçsiz oluşan düşünceleri/inançları/kalıpları/davranışları, bilinçli düşünce/inanç/kalıp/davranışlara dönüştürerek başlarsak; dünyamız da cennetleşmeye başlar. Kendimizdeki iyiliği gün be gün hem biz hem de çevremizdekiler fark ettikçe, aslında dünyada ne kadar büyük bir ailenin ferdi olduğumuzu da hatırlarız belki.

Ne de olsa her şey; insan insana…

Şimdi yine, yeniden sevmek zamanı!

Yaşasın ki artık sevgiyi ve insanlık olarak sevgiye olan ilahi gereksinimimizi çok daha rahatlıkla ifade edebildiğimiz günlerdeyiz 🙂 Bu, elbette biraz da gerçeğin saklanamayacak kadar aşikar ve sevgi deneyiminin yaşantısının da hayatımıza bizi bize hatırlatan, gizlisiz, saklısız, yegane yol olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Güneş’in hissettirdiği mutluluğu gülümseme ile karşılamamız ve enerji ile dolmamız kadar doğal ve basit bir işleyiş hatta…

🌟Bu dünyaya tek bir duyguyu deneyimlemeye gelebilseydiniz, o en çok deneyimlemek istediğiniz duygu ne olurdu? 🙂

Lafı hiç dolaştırmadan ben söyleyeyim; sevgi!

Geldiğimiz, şu an bildiğimiz halimizle var olduğumuz ve sonsuz zaman içinde de “gerçek” anlamda “olduğumuz” tek gerçek SEVGİ!

Kaynağımız sevgi, mutluluğumuz sevgi, umudumuz sevgi, hizmetimiz sevgi, nefesimiz sevgi… Üstelik sadece biz insanların değil, tüm varoluşun yaradılışı bu… Ne zaman ki biz bize sunulan armağanları algımızın ötesinde duyumsamak, anlamak, idrak etmek ve olmak istersek, niyet edersek; işte o zaman biz de “her an” her şey”le “Bir”likte yaradılışta bize sunulan sevgi armağanlarını görmeye başlayabiliyoruz.

Herkesin kendi sevgi yolu ayrı ama vardığımız, varacağımız “BİR”…

🌟Hepi”m”izle “Birlik”te buluşmak dileğiyle…

“Sevgi” ile 💖

Bir Heybe Hikayesi: Geçmişi Şifalandırarak Özgürleşmenin Hafifliği :)

Geçmiş neden bu kadar önemli? Neden durup durup “önümüze” geliyor? 🙂 Elbette sevilmek için, anlaşılmak için, kabul edilmek için… Yani özünde biz insanların her neye temel olarak ihtiyacı varsa onlar için…

Geçmiş; varoluşumuzdan bugüne kadar yaşadığımız bilinçli, bilinçaltı ve bilinçdışı alanların tamamını içeren ancak bizim fiziksel ve zihinsel olarak çoğu zaman sadece bilinçli tarafını algılayabildiğimiz kümülatif deneyimler bütünü. Özetle, şu anda olduğumuz “an”.

Aslında evrenin genişlemesi gibi genişleyen tek bir “an” var ve biz en uzaktaki noktasını varoluşumuzun başlangıcı olarak kabul edebiliriz. Biraz felsefik gelebilir ancak bu aslında bildiğiniz bir olgu 🙂 Hatırlamanız için zihninizden kalbinize giden köprüyü kullanmanız yeterli.

Gelelim özgürleşmeye 🙂 Düşünün ki, geçmiş dediğimiz bu deneyimler bütününü yanımızdaki bir heybede taşıyoruz. Heybe dediysem en güzelinden… 🙂 Yalnız bir mesele var. Heybeye koyduğumuz sevgiye, saf aşka, ışığa dair her şey hafifken; hatta kendi kendini uçan balon gibi taşıyabilirken; sevgi olamayan her deneyim ise heybeyi ağırlaştırıyor da ağırlaştırıyor, öyle ki sürükledikçe heybe aşınıyor, eski güzelliği kalmıyor, bizim de bedenimiz taşıyamadığı için ağrı, sızılar, hastalıklar başlıyor. Evet, sanırım biraz tanıdık geldi 🙂

Elbette her yaşadığımız deneyim sevgi dolu olamaz ve olmamalı da. Biz dünyaya sevgiyi, sevgi olmayan yollardan öğrenip; kendi özümüzdeki sevgiyi keşfedip, sunmaya geldik. Bu yüzden dışarıda aradığımız her şey aslında içimizde ve dışarıda sevgi olmayan her şey de aslında içimizde diyoruz… İçeride ne varsa dışarıda da o var… 🙂

Heybeye yeniden dönecek olursak; heybemizle keyifle dolaşabilmemiz için hem içinde sevgi olmayan anları, sevgiye dönüştürmemiz; hem de içine her an eklediğimiz yeni anları sevgi olarak eklememiz mümkün 🙂

Her şey, önce gönlümüzce gülümsemek, Yaratan’ın kalbimize bıraktığı sonsuz sevgiyi keşfetmek istiyor muyuz sorusu ile başlıyor. Kendimizle yüzleşmek hayatta en cesaret isteyen an, evet ama eğer bir adım atarsak, devamı su gibi geliyor, çok şükür! 🙂

Sonra heybeye eklediklerimize bakalım. Bunu hangi yol bizi daha iyi hissettirecekse onunla yapabiliriz: zihinsel olarak, kalbî ya da meditatif olarak. Farkında olduğumuz ya da olmadığımız her şey orada… İçinden çıkan her şeyi dilerseniz Yaratan’a teslim edebilir, dua edebilir ve sevgisini, sevginizi bu anılara yönlendirerek; sevgiye dönüşüp yeniden heybenize rengarenk balonlar olarak girdiğini vizyonlayabilirsiniz 🙂 Dilerseniz de sevgi geri dönüşüm tesisine göndererek, sevgiye dönüşmelerini talep edebilirsiniz. Seçim sizin, yol sizin, sevgi sizin 🙂

Sevgiyle, şifa olsun! 🙂

Geçmişi Bırak, Yaşamaya Bak! :)

Gece uyumadan önce Serafim Melekleri ile çalışmaya başladım ve normale göre daha az uyusam da erkenden, gayet dinç bir şekilde uyandım. Beni uyandıran ise; geçmişle ilgili bir rüyaydı. Rüyamda, eski çalıştığım şirketlerden birinde ücret almasam da hala çalışmaya devam ettiğimi gördüm. Hatta hala eski müdürümün alınganlıklarına ve serzenişlerine maruz kalıyordum :)) Üstelik rüyada beni her anlamda uyandıran kişi ise, yemekhanede ödeme yaptığım bir görevliydi. Bana “sen neden hala geliyorsun?” diye soruyordu. Evet, ben neden hala oradaydım? Cevap geliyor 🙂

Uyanınca hemen yüksek bilincim ve zihnimle bağlantıya geçip, ne yapabilirim diye sordum. Gece uyumadan önce Serafim Melekleri ile başlattığım şifa çalışmasına, bu konuyu da dahil ettim. Rüya Meleklerine ve Serafim Meleklerine geçmiş iş hayatımla ilgili ilahi olarak kesilmesi ve şifalanması gereken tüm bağları ve alanı teslim ettim. Özgürleşmem gereken tüm alanlardan, bağlardan özgürleşmeyi seçtim. Alanın dengelenmesini talep ederek, konum reikisi ile de çalıştım.

Tüm bunlar olurken de, bunca enerjisel çalışma sırasında bu alanı neden ve nasıl bugüne kadar atladığıma şaşırdım 🙂 Çok şükür bu sabah sevgi dönüşüm tesisine gönderdiğim eski çalışma alanıma ait alanlarla hem ben özgürleştim, hem de ilgili tüm kurum ve kişilerle aramızdaki her şey sevgiye dönüştü ve dönüşüyor.

Şu an eski alanın enerjimi hala nasıl kendi alanına benim bilincim dışında dahil ettiğini düşününce, bundan sonra yapacağım çalışmalarda önümün nasıl açıldığına da daha iyi idrak ediyorum. Hafifliği ise “paha biçilemez” 🙂

Hayatımızın her anı çok değerli. Öyle ki içinde sevgi olmayan her anı, sevgiye dönüştürecek şekilde arındırmak ve şifalandırmak; gelişimimizi en hızlandıran katalizörlerden ve sorumluluklarımızdan. 06.06 enerjisinin destekleyici etkileri devam ederken dilerseniz siz de seçiminizi yaparak, bu alanı kendiniz için en güzel bir arınma ve şifa alanına dönüştürebilirsiniz 🙂

“Bugüne kadar bilerek ya da bilmeyerek tutunduğum ancak artık ilahi olarak bırakmam gereken her şeyi kolaylıkla, sağlıkla, neşe ve konforla bırakmaya niyet ediyorum. Geçmişte sevgi olmayan her anımın, kaynağın sevgi geri dönüşüm tesisinde sevgiye dönüşerek beni ve ilahi izinli olduğum kadarıyla ilgili herkesi ve kurumu sevgiyle şifalandırmasına izin veriyorum. Teşekkür ederim:)”