Yaşasın ki artık sevgiyi ve insanlık olarak sevgiye olan ilahi gereksinimimizi çok daha rahatlıkla ifade edebildiğimiz günlerdeyiz 🙂 Bu, elbette biraz da gerçeğin saklanamayacak kadar aşikar ve sevgi deneyiminin yaşantısının da hayatımıza bizi bize hatırlatan, gizlisiz, saklısız, yegane yol olmasından da kaynaklanıyor olabilir. Güneş’in hissettirdiği mutluluğu gülümseme ile karşılamamız ve enerji ile dolmamız kadar doğal ve basit bir işleyiş hatta…
🌟Bu dünyaya tek bir duyguyu deneyimlemeye gelebilseydiniz, o en çok deneyimlemek istediğiniz duygu ne olurdu? 🙂
Lafı hiç dolaştırmadan ben söyleyeyim; sevgi!
Geldiğimiz, şu an bildiğimiz halimizle var olduğumuz ve sonsuz zaman içinde de “gerçek” anlamda “olduğumuz” tek gerçek SEVGİ!
Kaynağımız sevgi, mutluluğumuz sevgi, umudumuz sevgi, hizmetimiz sevgi, nefesimiz sevgi… Üstelik sadece biz insanların değil, tüm varoluşun yaradılışı bu… Ne zaman ki biz bize sunulan armağanları algımızın ötesinde duyumsamak, anlamak, idrak etmek ve olmak istersek, niyet edersek; işte o zaman biz de “her an” her şey”le “Bir”likte yaradılışta bize sunulan sevgi armağanlarını görmeye başlayabiliyoruz.
Herkesin kendi sevgi yolu ayrı ama vardığımız, varacağımız “BİR”…
Geçmiş neden bu kadar önemli? Neden durup durup “önümüze” geliyor? 🙂 Elbette sevilmek için, anlaşılmak için, kabul edilmek için… Yani özünde biz insanların her neye temel olarak ihtiyacı varsa onlar için…
Geçmiş; varoluşumuzdan bugüne kadar yaşadığımız bilinçli, bilinçaltı ve bilinçdışı alanların tamamını içeren ancak bizim fiziksel ve zihinsel olarak çoğu zaman sadece bilinçli tarafını algılayabildiğimiz kümülatif deneyimler bütünü. Özetle, şu anda olduğumuz “an”.
Aslında evrenin genişlemesi gibi genişleyen tek bir “an” var ve biz en uzaktaki noktasını varoluşumuzun başlangıcı olarak kabul edebiliriz. Biraz felsefik gelebilir ancak bu aslında bildiğiniz bir olgu 🙂 Hatırlamanız için zihninizden kalbinize giden köprüyü kullanmanız yeterli.
Gelelim özgürleşmeye 🙂 Düşünün ki, geçmiş dediğimiz bu deneyimler bütününü yanımızdaki bir heybede taşıyoruz. Heybe dediysem en güzelinden… 🙂 Yalnız bir mesele var. Heybeye koyduğumuz sevgiye, saf aşka, ışığa dair her şey hafifken; hatta kendi kendini uçan balon gibi taşıyabilirken; sevgi olamayan her deneyim ise heybeyi ağırlaştırıyor da ağırlaştırıyor, öyle ki sürükledikçe heybe aşınıyor, eski güzelliği kalmıyor, bizim de bedenimiz taşıyamadığı için ağrı, sızılar, hastalıklar başlıyor. Evet, sanırım biraz tanıdık geldi 🙂
Elbette her yaşadığımız deneyim sevgi dolu olamaz ve olmamalı da. Biz dünyaya sevgiyi, sevgi olmayan yollardan öğrenip; kendi özümüzdeki sevgiyi keşfedip, sunmaya geldik. Bu yüzden dışarıda aradığımız her şey aslında içimizde ve dışarıda sevgi olmayan her şey de aslında içimizde diyoruz… İçeride ne varsa dışarıda da o var… 🙂
Heybeye yeniden dönecek olursak; heybemizle keyifle dolaşabilmemiz için hem içinde sevgi olmayan anları, sevgiye dönüştürmemiz; hem de içine her an eklediğimiz yeni anları sevgi olarak eklememiz mümkün 🙂
Her şey, önce gönlümüzce gülümsemek, Yaratan’ın kalbimize bıraktığı sonsuz sevgiyi keşfetmek istiyor muyuz sorusu ile başlıyor. Kendimizle yüzleşmek hayatta en cesaret isteyen an, evet ama eğer bir adım atarsak, devamı su gibi geliyor, çok şükür! 🙂
Sonra heybeye eklediklerimize bakalım. Bunu hangi yol bizi daha iyi hissettirecekse onunla yapabiliriz: zihinsel olarak, kalbî ya da meditatif olarak. Farkında olduğumuz ya da olmadığımız her şey orada… İçinden çıkan her şeyi dilerseniz Yaratan’a teslim edebilir, dua edebilir ve sevgisini, sevginizi bu anılara yönlendirerek; sevgiye dönüşüp yeniden heybenize rengarenk balonlar olarak girdiğini vizyonlayabilirsiniz 🙂 Dilerseniz de sevgi geri dönüşüm tesisine göndererek, sevgiye dönüşmelerini talep edebilirsiniz. Seçim sizin, yol sizin, sevgi sizin 🙂
Gece uyumadan önce Serafim Melekleri ile çalışmaya başladım ve normale göre daha az uyusam da erkenden, gayet dinç bir şekilde uyandım. Beni uyandıran ise; geçmişle ilgili bir rüyaydı. Rüyamda, eski çalıştığım şirketlerden birinde ücret almasam da hala çalışmaya devam ettiğimi gördüm. Hatta hala eski müdürümün alınganlıklarına ve serzenişlerine maruz kalıyordum :)) Üstelik rüyada beni her anlamda uyandıran kişi ise, yemekhanede ödeme yaptığım bir görevliydi. Bana “sen neden hala geliyorsun?” diye soruyordu. Evet, ben neden hala oradaydım? Cevap geliyor 🙂
Uyanınca hemen yüksek bilincim ve zihnimle bağlantıya geçip, ne yapabilirim diye sordum. Gece uyumadan önce Serafim Melekleri ile başlattığım şifa çalışmasına, bu konuyu da dahil ettim. Rüya Meleklerine ve Serafim Meleklerine geçmiş iş hayatımla ilgili ilahi olarak kesilmesi ve şifalanması gereken tüm bağları ve alanı teslim ettim. Özgürleşmem gereken tüm alanlardan, bağlardan özgürleşmeyi seçtim. Alanın dengelenmesini talep ederek, konum reikisi ile de çalıştım.
Tüm bunlar olurken de, bunca enerjisel çalışma sırasında bu alanı neden ve nasıl bugüne kadar atladığıma şaşırdım 🙂 Çok şükür bu sabah sevgi dönüşüm tesisine gönderdiğim eski çalışma alanıma ait alanlarla hem ben özgürleştim, hem de ilgili tüm kurum ve kişilerle aramızdaki her şey sevgiye dönüştü ve dönüşüyor.
Şu an eski alanın enerjimi hala nasıl kendi alanına benim bilincim dışında dahil ettiğini düşününce, bundan sonra yapacağım çalışmalarda önümün nasıl açıldığına da daha iyi idrak ediyorum. Hafifliği ise “paha biçilemez” 🙂
Hayatımızın her anı çok değerli. Öyle ki içinde sevgi olmayan her anı, sevgiye dönüştürecek şekilde arındırmak ve şifalandırmak; gelişimimizi en hızlandıran katalizörlerden ve sorumluluklarımızdan. 06.06 enerjisinin destekleyici etkileri devam ederken dilerseniz siz de seçiminizi yaparak, bu alanı kendiniz için en güzel bir arınma ve şifa alanına dönüştürebilirsiniz 🙂
“Bugüne kadar bilerek ya da bilmeyerek tutunduğum ancak artık ilahi olarak bırakmam gereken her şeyi kolaylıkla, sağlıkla, neşe ve konforla bırakmaya niyet ediyorum. Geçmişte sevgi olmayan her anımın, kaynağın sevgi geri dönüşüm tesisinde sevgiye dönüşerek beni ve ilahi izinli olduğum kadarıyla ilgili herkesi ve kurumu sevgiyle şifalandırmasına izin veriyorum. Teşekkür ederim:)”
Evet, yaşasın ki yine sevgi dolu yeni bir yöntem ile karşınızdayım:)
Z-point yönteminin tekniği, Kanada’da Grant Connoly tarafından tasarlanmıştır. Z-point yöntemi, ne zaman bir sorunla karşılaşsak, her defasında temizleme işlemini başlatmayı kabul etmesi için , bilinçaltını programlamakta kullanılır. Belki ben de olduğu gibi Z-point yöntemi, sizim de Ho-oponopono’yu hayatınıza daha kolay ve hızlı şekilde dahil etmenize yardımcı olabilir 🙂
Çalışmaya başlamadan önce bir anahtar cümle bulmanız gerekiyor. Benim de deneyip, en pratik ve etkili olduğunu hissettiğim iki cümle ise tabi ki; “Teşekkür ederim. Seni seviyorum!” Dilerseniz siz de yazının tamamını okuduktan sonra kendinize göre farklı anahtar kelimeler ya da kısa cümleler belirleyebilirsiniz.
Anahtar sözcükleri belirlediğimize göre; bilinçaltımıza iyileşme programını tanımlayacak olan cümleleri de okuyabiliriz. Bu niyeti bir kere okumanız yeterlidir. Her seferinde tekrar edilmesine gerek bulunmuyor. Niyet metnimiz ise şöyle:
“Bilinçaltım, bu sözcüklerle temizliklerin en iyisini gerçekleştirmen konusundaki kesin niyetimi sana bildiriyorum. Yaşamımda ne zaman bir sorun ile karşılaşsam, anahtar sözcüklerimi bir mantra gibi söylemeye ya da düşünmeye başlamam ile birlikte, beni dikkatimi yönelttiğim sorun ile ilgisi bulunan bütün anılarımdan hemen özgürleştireceksin. Bu işlem, gayet yumuşak, kolay ve güvenli bir biçimde gerçekleşecek.
Ne zaman bu temizlik yöntemine başvursam, anahtar sözcükleri tekrarlarken, bir yandan da şu ana karşılık gelen 10’dan geriye, ilgili durumun başladığı 0’a kadar sayarak, bu sayede, günün birinde yaşamış olduğum ve daire çizip içine yazdığımda ya da dikkatimi çeken şeyle ilgisi bulunan bütün düşüncelerimi, inançlarımı, duygularımı, önceden edinmiş olduğum fikirlerimi ve yargılarımı temizlemiş olacağım. Bu sırada, sen de benliğimin daha da derin katmanlarında gereken temizliği gerçekleştireceksin. Teşekkür ederim.”
Bu program bir kez yerleştirildiğinde, paylaşacağım alıştırmayı yapabilirsiniz 🙂 Örneğin kendinizi ya da ilişkinizi şifalandırmak istediğiniz kişiyi düşünün ve bu düşüncenin sizde açığa çıkardığı duygunun gelmesine izin verin. Bu aşamada dilerseniz kişinin ismini ve ilgili duyguyu yazdıktan sonra daire içine alabilir, bunu hayal edebilir ya da elinize bir fotoğrafı alarak da kullanabilirsiniz. Burada önemli olan, sizin bu düşünceye odaklanmanız olduğundan size en uygun yöntemi seçebilirsiniz.
Daha sonra 10’dan 0’a doğru sayarken aralarda 7 kez anahtar kelime ya da cümlenizi tekrar edin. Örneğin;
“10… Teşekkür ederim. Seni seviyorum. X 7
9… Teşekkür ederim. Seni seviyorum. X 7
8… Teşekkür ederim. Seni seviyorum. X 7
…
0… Teşekkür ederim. Seni seviyorum. X 7”
Sonra derin bir nefes alıp, verin ve odaklanmış bir şekilde anahtar sözcüklerinizi söylemeye devam edin…
Odaklanmanıza, kalbinizin frekansına ve samimiyetinize göre ilk denemede bile fark edilir sonuçlar alabilirsiniz. İnanınca her güzel şey de mümkün hale geliyor 🙂 Pratik yöntemleri sevdiğim için ben inanmayı seçtim ve işe yaradı 🙂
İnsan olarak, her birimizin varoluşuna hizmet eden 7 parçamız bulunuyor. Bunlar; ruh, ego/nefs, zihin, beden, kalp, yüksek benlik ve özışık benlik. Her birinin bizim deneyimlerimize kendi boyutunda farklı deneyimsel katkıları bulunuyor ve her birini fark edip, sevgi ile yaklaştığımızda; bize en iyi şekilde hizmet ettiğini fark etmemiz de mümkün hale geliyor.
Bunlardan ego ise, bizim bu dünyada yaşam sürmemiz için gerekli parçamız. Ego, kişiliğimizin gelişmesi ve tekamül etmemiz için çeşitli araçları alanında var edebiliyor. Bulunduğumuz ve frekansı gitgide artan bu zamanlarda, o araçların saf olmayan alanlarından özgürleşip; önce birey sonra da olgun/kamil/erdemli insan haline dönüşme yolundayız.
Zaten gerçek özgürlük; ego ya da nefsin saf olmayan alanlarından arınmakla mümkün 🙂 Nasıl mı?
Alınganlık, kırılganlık, küskünlük gibi tutumları içeren her türlü düşünce, duygu ve davranış; aslında bizi sınırlayan ve gücümüzü kullanmamızı engelleyen egoya/nefse ait saflaştırılması gereken alanlardır.
Metaforik anlatımları çok sevdiğim için bunu da öyle anlatmayı seçiyorum 🙂 Özünüzdeki size ait ışıldayan ve sadece size özel bir hazine var. Bu bir inci! Bugüne kadar, bu özü korumak için kabuğun sert olması ve sıkı sıkıya kapalı olması gerekiyordu. Oysa artık “kendimiz” olabilmemiz için güvensizlikle bizi çevreleyen ve kendimizi, saflığımızı unutturan her şeyden özgürleşme vaktimiz geldi! Yani kendimizi okyanusun saf sevgisine açma vaktimiz geldi 🙂 Bu da demek oluyor ki, bugüne kadar hayat planımızda bize saf olmayan alanlarla da hizmet eden egomuzu saflaştırıp, hem onu hem de diğer tüm varoluşumuzu güvenle ve neşeyle besleyebilir, bu şekilde de yol alabiliriz.
Yüzeye çıkıp, Güneş ışığına kavuşmak isteyen bir incinin; bencillik, alınganlık, kıskançlık vb tüm saf olmayan alanlardan özgürleşerek, ağırlıklarını geride bırakması vakti gelmiş oluyor.
Tutunduğumuz bu alanları bırakmak istemeyen parçalarınız olduğunu fark ettiğinizde, “Saf olmayan …….. alanına tutunan parçam, seni görüyorum ve anlıyorum. Daha önce bize hizmet etmiş olan bu alan, artık hizmet süresini doldurdu ve ben tüm varoluşumla tüm parçalarımla ışığa dönmeyi seçiyorum. Eğer benimle ışığa dönmek istersen, sana güvende olacağının sözünü veriyorum. Eğer benimle dönüşmeyi tercih etmezsen de, seni sevgiyle kaynağa gönderiyorum.” Diyebilirsiniz.
Sevgiyle, neşeyle ve kolaylıkla da dönüşmek mümkün 😊
Bu çalışmanın niyetlerini hazırlayan Sevgili Yasemin Derya Metin’e her zamanki gibi sevgilerimi ve teşekkürlerimi sunuyorum 🙂