Geçmiş neden bu kadar önemli? Neden durup durup “önümüze” geliyor? 🙂 Elbette sevilmek için, anlaşılmak için, kabul edilmek için… Yani özünde biz insanların her neye temel olarak ihtiyacı varsa onlar için…
Geçmiş; varoluşumuzdan bugüne kadar yaşadığımız bilinçli, bilinçaltı ve bilinçdışı alanların tamamını içeren ancak bizim fiziksel ve zihinsel olarak çoğu zaman sadece bilinçli tarafını algılayabildiğimiz kümülatif deneyimler bütünü. Özetle, şu anda olduğumuz “an”.
Aslında evrenin genişlemesi gibi genişleyen tek bir “an” var ve biz en uzaktaki noktasını varoluşumuzun başlangıcı olarak kabul edebiliriz. Biraz felsefik gelebilir ancak bu aslında bildiğiniz bir olgu 🙂 Hatırlamanız için zihninizden kalbinize giden köprüyü kullanmanız yeterli.
Gelelim özgürleşmeye 🙂 Düşünün ki, geçmiş dediğimiz bu deneyimler bütününü yanımızdaki bir heybede taşıyoruz. Heybe dediysem en güzelinden… 🙂 Yalnız bir mesele var. Heybeye koyduğumuz sevgiye, saf aşka, ışığa dair her şey hafifken; hatta kendi kendini uçan balon gibi taşıyabilirken; sevgi olamayan her deneyim ise heybeyi ağırlaştırıyor da ağırlaştırıyor, öyle ki sürükledikçe heybe aşınıyor, eski güzelliği kalmıyor, bizim de bedenimiz taşıyamadığı için ağrı, sızılar, hastalıklar başlıyor. Evet, sanırım biraz tanıdık geldi 🙂
Elbette her yaşadığımız deneyim sevgi dolu olamaz ve olmamalı da. Biz dünyaya sevgiyi, sevgi olmayan yollardan öğrenip; kendi özümüzdeki sevgiyi keşfedip, sunmaya geldik. Bu yüzden dışarıda aradığımız her şey aslında içimizde ve dışarıda sevgi olmayan her şey de aslında içimizde diyoruz… İçeride ne varsa dışarıda da o var… 🙂
Heybeye yeniden dönecek olursak; heybemizle keyifle dolaşabilmemiz için hem içinde sevgi olmayan anları, sevgiye dönüştürmemiz; hem de içine her an eklediğimiz yeni anları sevgi olarak eklememiz mümkün 🙂
Her şey, önce gönlümüzce gülümsemek, Yaratan’ın kalbimize bıraktığı sonsuz sevgiyi keşfetmek istiyor muyuz sorusu ile başlıyor. Kendimizle yüzleşmek hayatta en cesaret isteyen an, evet ama eğer bir adım atarsak, devamı su gibi geliyor, çok şükür! 🙂
Sonra heybeye eklediklerimize bakalım. Bunu hangi yol bizi daha iyi hissettirecekse onunla yapabiliriz: zihinsel olarak, kalbî ya da meditatif olarak. Farkında olduğumuz ya da olmadığımız her şey orada… İçinden çıkan her şeyi dilerseniz Yaratan’a teslim edebilir, dua edebilir ve sevgisini, sevginizi bu anılara yönlendirerek; sevgiye dönüşüp yeniden heybenize rengarenk balonlar olarak girdiğini vizyonlayabilirsiniz 🙂 Dilerseniz de sevgi geri dönüşüm tesisine göndererek, sevgiye dönüşmelerini talep edebilirsiniz. Seçim sizin, yol sizin, sevgi sizin 🙂
Sevgiyle, şifa olsun! 🙂


Şifanın sevgi sevginin şifa olduğunu o kadar güzel anlatmışsınız ki bu yazıyı anlayarak okumak bile şifanın başlangıcı. Yüreğinize, kaleminize sağlık.
Çok teşekkür ederim. Ne güzel bir ifade ve niyet paylaşmışsınız. Dilerim Sevginin şifası ve şifanın sevgisi her daim bizimle olur.