Logoterapi: Anlam Arayışı ve İnsan-ı Kamil’e Giden Yol

Hayat, her anında bizlere sayısız armağanlar sunar; sevgi, dostluk, başarılar, ama kimi zaman da zorlayıcı deneyimler. Peki, tüm bu karmaşıklığın içinde insanı ne yönlendirir? Hangi güç bizi ileriye taşır ve bu yolculukta nasıl derin bir huzur bulabiliriz?

Logoterapi, işte bu soruların cevabını arayan bir yöntemdir. Viktor Frankl’ın geliştirdiği bu terapi anlayışı, insana içindeki derin yaşam sevgisini ve anlam arayışını hatırlatır. Hayat ne kadar zor olursa olsun, her zaman bizi besleyen, büyüten, ışığa ulaştıran bir anlam vardır. İçimizdeki sevgiyle ve hayata tutunma gücümüzle, karşılaştığımız her deneyimde bir anlam keşfetmek mümkün.

Bugün, hem logoterapinin yaşamımıza getirdiği ışığı hem de tasavvufun derinlerinde yatan İnsan-ı Kamil kavramını keşfedeceğiz. Bu iki yaklaşım, kalbimize dokunan ortak bir mesaj taşır: Hayatın her anında büyüme, gelişme ve derin bir sevgiye ulaşma potansiyelimiz vardır.

Logoterapi: Anlam ve Sevgi Yolculuğu

Frankl, “İnsanın en temel ihtiyacı, yaşama bir anlam bulmaktır,” der. Bu anlam, bizi her sabah uyandıran, zorluklarla baş ederken içimizde umut yeşerten bir güçtür. Frankl, hayatının en zor zamanlarında bile, sevginin ve anlamın gücüne tutunarak insanın içsel özgürlüğünü koruyabileceğine inanmış ve bu inanç, onu hayata bağlayan ip olmuştur.

Bir annenin çocuğuna duyduğu saf sevgi, bir dostun samimi gülümsemesi, ya da güneşin doğarken gökyüzünü aydınlatması… Tüm bu anlar, aslında hayatın bize sunduğu anlam dolu hediyelerdir. Frankl’a göre, bu hediyeleri fark etmek ve onlara kucak açmak, insanın en derin ihtiyaçlarından biridir. Acılarımız bile bir anlam taşır, bizi büyütür, olgunlaştırır ve hayata daha derinden bağlar.

Logoterapi, insanın sadece fiziksel ya da psikolojik varlığıyla sınırlı olmadığını, manevi bir boyutu olduğunu söyler. Bu manevi boyut, her zaman bize rehberlik eder. İçsel sevgimize ve gücümüze dokunduğumuzda, en zor anların bile derin bir anlam taşıdığını görebiliriz.

İnsan-ı Kamil: Sevginin ve Bilgeliğin Zirvesi

Tasavvuf yolculuğunda “İnsan-ı Kamil”, olgunlaşmış, hayatın tüm zorluklarına rağmen sevgiyi kılavuz edinmiş, bilgelik dolu insanı ifade eder. Bu kişi, hem kendi içsel dünyasında huzuru bulmuş, hem de çevresindeki her şeye sevgiyle yaklaşmayı öğrenmiştir. Sevgi, onun yaşam felsefesidir.

İnsan-ı Kamil, hayatın getirdiği tüm deneyimlere şefkatle ve anlayışla yaklaşır. O, her zorluğu birer ilahi ders olarak görür ve her dersten bir bilgelik çıkarır. Bu yolda insan, sadece kendisi için değil, çevresindekiler için de bir ışık olur. Her adımında sevgiyle ve derin bir huzurla ilerler.

Logoterapi ve İnsan-ı Kamil: Kalbin Yolculuğu

Logoterapi ve İnsan-ı Kamil, aslında aynı yaşam sevgisinin iki farklı yansımasıdır. İkisi de insanın içindeki sınırsız sevgi ve anlam potansiyelini keşfetmeyi amaçlar.

  1. Anlamın ve Sevginin Gücü: Logoterapi, insanın en zor anlarda bile anlam bulabileceğini, bu anlamın ise sevgiyle dolu bir güç olduğunu söyler. Sevgi, bizi hayata bağlayan en güçlü duygudur. İnsan-ı Kamil ise bu sevgiyi tüm varoluşuna yaymış, her anını bu bilinçle yaşayan bir kişiyi temsil eder.
  2. Zorluklarda Bilgelik: Her iki yaklaşım da zorlukların, acıların ve hayatın tüm iniş çıkışlarının aslında birer öğretmen olduğunu kabul eder. Hayatın fırtınaları içinde sevgi ve anlam bulabilmek, insanı hem ruhsal hem de duygusal olarak olgunlaştırır. İnsan-ı Kamil, bu anlamı ve sevgiyi en yüksek bilgelik seviyesinde yaşayan bir insandır.
  3. Manevi Olgunluk Yolculuğu: Logoterapi, bizi manevi bir yolculuğa davet eder; bu yolculuk, bizi derin bir sevgiye ve içsel huzura götürür. İnsan-ı Kamil ise bu yolculuğun nihai hedefidir: İçinde bulunduğu her anı anlamla ve sevgiyle doldurmuş, tam bir ruhsal olgunluğa ulaşmış bir insan.

Sonuç: Kalbin Yolculuğu, Sevgi ve Anlamla Dolup Taşan Bir Hayat

Hayat, bizlere sayısız fırsatlar sunar: Sevgi, neşe, umut ve hatta zorluklar. Her an, kalbimize dokunacak bir anlamla doludur. Logoterapi bize, bu anlamı her koşulda bulabileceğimizi hatırlatır. Sevgiyle yaşamak, her sabah gözlerimizi sevgi dolu bir dünyaya açmak, bizi hayata daha derin bir bağla bağlar.

İnsan-ı Kamil olma yolculuğunda ise bu sevgi, sadece bireysel değil, tüm evrene yayılan bir güç haline gelir. Kendimize, sevdiklerimize ve hatta tüm insanlığa karşı duyduğumuz bu sevgi, bizi bilgelik ve huzur dolu bir yaşama taşır.

Hayat, her anında bize anlam ve sevgi sunar. Bu iki gücü kucakladığımızda, içimizdeki derin huzuru ve yaşam sevincini bulabiliriz. Her adımda sevgiyle yürümek, bizi hem kendimize hem de tüm varlığa daha da yaklaştırır. Çünkü her an, yaşanan her deneyim, kişiye özel ve biricik 🙂

Çocuklar İçin Okula Dönüş Kaygısını Hafifletmenin Yolları: Ebeveynler İçin Pratik İpuçları (9-10 yaş)

Okula dönüş, özellikle 9-10 yaş grubundaki çocuklar için karmaşık duygulara yol açabilir. Bu yaş grubu, hem akademik baskılarla hem de arkadaş ilişkilerinde kendilerini kanıtlamaya çalışırken zorlanabilir. Okul değişikliği, yeni öğretmenlerle tanışma ve farklı sınıf arkadaşlarıyla uyum sağlama gibi unsurlar kaygıya neden olabilir. Ebeveynlerin, çocuklarının bu süreçte duygusal olarak desteklenmesi gerektiğini fark etmesi önemlidir. Aşağıda, ebeveynlerin çocuklarını rahatlatmasına ve okula yeniden uyum sağlamalarına yardımcı olabilecek bazı öneriler ve örnekler yer alıyor. Herkes için faydalı olmasını diliyorum 🙂

1. Duygularını Kabul Edin ve Dinleyin

Çocuklar bu yaşlarda kaygılarını söze dökmekte zorlanabilirler. Onların kaygılarını anlamanın en iyi yolu, onları dikkatle dinlemek ve beden dilini gözlemlemektir. Çocuğunuz, duygularını açıkça ifade edemese bile, okula gitme isteksizliği, mide ağrısı ya da uyku düzenindeki değişiklikler gibi fiziksel belirtilerle kaygısını gösterebilir. Ebeveyn olarak yapmanız gereken, çocuğunuzun bu hislerini küçümsememek ve onları anlamaya çalışmaktır. Hislerini dile getirdiğinde, hemen çözüm önerileri sunmak yerine önce ona şefkatli bir bakışa eşlik eden bir empatiyle yaklaşmak, kendini daha iyi hissetmesine yardımcı olabilir.

Örnek:
Eğer çocuğunuz “Okulda hiçbir arkadaşım yok” diyorsa, “Bunu duymanın zor olduğunu biliyorum. Geçen yıl da başlangıçta arkadaş edinmekte zorlanmıştın, ama zamanla birçok arkadaş edindin. Belki bu yıl da yeni arkadaşlıklar kurabilirsin” diyerek onu hem anlamaya çalışabilir hem de geçmiş olumlu deneyimlerini hatırlatarak cesaretlendirebilirsiniz.

2. Rutinler Oluşturun

Düzenli bir sabah ve akşam rutini, çocukların kaygı seviyesini azaltmaya yardımcı olur. Rutinler, özellikle 9-10 yaş grubundaki çocuklar için “ön görülebilirlik” ve “güven” hissi sağlar. Yaz tatilinden sonra okula dönüşte en büyük zorluklardan biri, çocukların rahat tatil düzenine alışmış olmasıdır. Bu yüzden, okullar başlamadan önce birkaç hafta içinde uyku, yemek ve okul hazırlığı rutinlerini yeniden oluşturmak, çocuğunuzun okula geçiş sürecini kolaylaştırabilir. Düzenli rutinler, hem sabahları okul hazırlığını hızlandırır hem de çocukların zihinsel olarak daha rahat hissetmesini sağlar.

Örnek:
Bir gece önceden çantayı birlikte hazırlayabilir, kıyafetlerini seçmesine yardımcı olabilirsiniz. Sabah kahvaltısını önceden planlamak da sabah telaşını azaltır. “Bak, dün gece hazırlık yapmamız sabahı ne kadar kolaylaştırdı” diyerek çocuğunuzun düzenin faydalarını fark etmesini sağlayabilirsiniz.

Dilerseniz sabah ile ilgili de neşeli rutinler oluşturabilirsiniz. Kahvaltı sırasında sevdiği bir müziği dinlemesini önermek, sevdiğiniz bir şakayı yapmak ya da sevdiği bir konu hakkında heyecanlanabileceği haberleri okumak gibi 🙂

3. Pozitif Bir Dil Kullanın

Çocuklar genellikle yeni okul yılına başlamadan önce kaygı duyar ve bu kaygılarını olumsuz ifadelerle dile getirebilirler. Ancak bu duyguların farkında olmak ve onları olumlu bir dille yeniden çerçevelemek önemlidir. Okula dair olumsuz düşüncelerini paylaşan çocuğunuzun, bu düşüncelerinin gerçekliğini sorgulaması için onu teşvik edebilir ve pozitif bir perspektif sunarak kaygısını hafifletebilirsiniz. Bu, çocuğunuzun sadece okul hakkında değil, genel olarak sorun çözme ve düşünme becerilerini geliştirmesine de yardımcı olacaktır.

Örnek:
Eğer çocuğunuz “Öğretmenim çok sıkıcı” diyorsa, “Bunu hissediyor olmanı anlıyorum. Geçen yıl da öğretmenin başta sıkıcı gelmişti, ama sonra onunla güzel bir ilişki kurmuştun. Belki bu öğretmenle de zamanla farklı yönler keşfedeceksin” diyerek durumu olumlu bir bakış açısıyla ele alabilirsiniz.

4. Küçük Adımlarla Okula Alışmalarına Yardımcı Olun

Çocuğunuzun kaygısını azaltmanın bir diğer yolu, okula başlamadan önce onu okul ortamına tanıtmaktır. Bu, okulun fiziksel ortamını keşfetmek, sınıfını görmek ya da öğretmenleriyle tanışmak olabilir. Okul ortamına önceden aşina olmak, çocuğunuzun kaygı seviyesini düşürebilir ve kendini daha güvende hissetmesini sağlayabilir. Özellikle okulun ilk günü büyük bir belirsizlik içerdiğinde, bu tür hazırlıklar çocuğunuzun kendini daha rahat hissetmesine yardımcı olabilir.

Örnek:
Okul başlamadan önce birlikte okulun yolunu yürüyebilirsiniz. “Bu sene burada sınıf arkadaşlarınla birlikte güzel anılar biriktireceksin” gibi ifadelerle çocuğunuzun okula karşı olumlu bir bakış açısı geliştirmesini destekleyebilirsiniz.

5. Problem Çözme Becerilerini Güçlendirin

Çocukların küçük problemleri büyük endişe kaynağı haline getirmesi yaygındır. Ebeveyn olarak, onlara farklı problem çözme stratejileri öğreterek bu tür durumlarla başa çıkmalarına yardımcı olabilirsiniz. Özellikle sosyal ilişkiler ve arkadaşlıklar bu yaş grubunda kaygı oluşturabilir. Çocuğunuza farklı bakış açıları sunarak ve problemlerini çözme konusunda onu cesaretlendirerek, kendine olan güvenini artırabilirsiniz. Böylece, sorunlarla karşılaştığında onları büyütmek yerine çözüm odaklı yaklaşmayı öğrenir.

Örnek:
Çocuğunuz “Öğle yemeğinde arkadaşım benimle oturmazsa ne yaparım?” diye kaygılanıyorsa, “Birkaç seçenek üzerinde düşünelim. Belki başka bir arkadaşına oturmayı teklif edebilirsin ya da yanına oturan kişiyle bir sohbet başlatabilirsin. Senin için en iyi çözüm ne olurdu?” diye sorarak onun problem çözme becerilerini destekleyebilirsiniz.

6. İyi Bir Uyku ve Sağlıklı Beslenme Alışkanlıkları Geliştirin

Yeterli uyku ve dengeli beslenme, çocukların kaygıyla başa çıkma yeteneklerini büyük ölçüde etkiler. Çocuğunuzun sağlıklı bir uyku düzenine sahip olması, zihinsel ve duygusal olarak daha dayanıklı olmasını sağlar. Yatmadan önce sakin bir atmosfer oluşturmak ve temiz hava, uyku kalitesini artırabilir. Aynı şekilde, sağlıklı ve düzenli beslenme, çocukların enerji seviyelerini dengede tutar ve okula daha iyi odaklanmalarına yardımcı olur. Bu yüzden hem uyku hem de beslenme konusunda sağlıklı alışkanlıklar oluşturmak önemlidir.

Örnek:
Uyku öncesi çocuğunuzla birlikte bir kitap okuyarak uykuya geçişini kolaylaştırabilirsiniz. Dilerseniz kırmızı ekran filtresi kullanmak şartıyla; meditopia gibi uygulamalardan beraber kısa hikayeli meditasyonlar yapabilirsiniz. Sabahları ise sağlıklı bir kahvaltı hazırlayarak, gün boyu enerjisini yüksek tutmasını sağlayabilirsiniz. “Bugün kahvaltıda senin favori yiyeceklerin var, bu sana okulda enerji verecek” gibi motive edici ifadelerle onu sağlıklı beslenmeye teşvik edebilirsiniz.

7. Kaygıları Paylaşmanın Normal Olduğunu Anlatın

Çocuğunuzun, sadece kendisinin değil, diğer çocukların da benzer kaygılar yaşadığını bilmesi ona büyük bir rahatlık sağlayabilir. Kaygılarını paylaşmanın normal olduğunu ve bu hislerin geçici olabileceğini anlatmak, çocuğunuzun duygusal yükünü hafifletir. Ayrıca, sınıfta ya da okulda başkalarının da benzer hisler yaşadığını bilmek, çocuğunuzun kendini daha az yalnız hissetmesine yardımcı olabilir.

Örnek:
Eğer çocuğunuz “Sınıfta sadece ben mi heyecanlıyım?” diye sorarsa, ona “Birçok çocuk okulun ilk gününde aynı heyecanı hisseder. Belki senin arkadaşlarından biri de aynı şeyleri yaşıyordur. İstersen ona sormayı deneyebilirsin” diyerek kaygılarının normal olduğunu fark etmesini sağlayabilirsiniz.

8. Ebeveyn Olarak Kendi Kaygınızı Yönetmek

Çocuğunuz sizin duygusal durumlarınızı fark edebilir ve sizin kaygınızı hissettiğinde kendisi de bu duyguları yaşayabilir. Bu yüzden, kendi duygusal düzeninizi yönetmek ve bu süreci sakinlikle karşılamak, çocuğunuza iyi bir örnek olmanızı sağlar. Ebeveyn olmanın en ilham veren ve aynı zamanda zorlayıcı kısmı da tam burası. Siz de okula dönüşle ilgili endişeler hissediyorsanız, bu duygularınızı fark etmek ve sağlıklı bir şekilde yönetmek önemlidir. Çocuğunuz, sizin kaygınızı nasıl yönettiğinizi gözlemleyerek bu konuda kendini daha güvende hissedebilir. Kaygılarınızı ona nasıl yansıttığınız ile ilgili kendinizi gözlemleyerek, farkındalık kazanmanız ve küçük adımlarla da olsa kendinizi kaygıdan özgürleştirmeniz, gerekiyorsa bu süreçte bir uzmandan destek almanız; sürecin onun için daha kolay geçmesine yardımcı olabilir. Kendinizi sakin ve çözüm odaklı göstermek, çocuğunuza model oluşturur. Unutmayın, çocuklar duygusal olarak ebeveynlerini taklit ederler, bu yüzden kendi duygusal düzeninizi sağlamanız, çocuğunuzun da kaygılarını daha iyi yönetmesini sağlar.

Örnek:
Eğer siz de okul süreci hakkında kaygı duyuyorsanız, bu duyguyu çocuğunuza zarar vermeden ifade edebilirsiniz. Örneğin, “Okul süreciyle ilgili biraz kaygı hissediyorum, ama birlikte üstesinden geleceğimize inanıyorum” diyebilirsiniz. Bu, çocuğunuzun kaygıları normalleştirmesine ve onları kontrol altında tutmanın yollarını öğrenmesine yardımcı olabilir.

Pırıl pırıl kalpli ve zihinli tüm çocuklarımıza ve ailelerine sağlıklı, sevgi ve neşe dolu bir eğitim-öğretim yılı diliyorum 🙂

Logoterapi ve Varoluşsal Analiz (Logotherapy and Existential Analysis – LTEA) Nedir?

LTEA’nın gelişimi 1930’lara kadar uzanmaktadır. Psikiyatrist ve nörolog Viktor Emil Frankl (1905-1997), Sigmund Freud’un Psikanalizi ve Alfred Adler’in Bireysel Psikolojisi temelinde, ilk kez 1938 yılında yayınladığı yeni ve özgün bir yaklaşımın temellerini atmıştır. Bazen “Üçüncü Viyana Psikoterapi Okulu” olarak da adlandırılan Logoterapi/Varoluşsal Analiz, uluslararası kabul görmüş ve deneysel olarak temellendirilmiş anlam merkezli bir psikoterapi yaklaşımıdır.

Logoterapi/Varoluşsal Analiz’de (LTEA) yaşamda anlam arayışı, insanoğlunun birincil motivasyonel gücü olarak tanımlanır.

Frankl’ın yaklaşımı üç felsefi ve psikolojik kavrama dayanmaktadır:

  • İradenin Özgürlüğü
  • Anlam İradesi
  • Hayatın Anlamı

İrade Özgürlüğü
LTEA’ya göre insanlar tamamen koşullara tabi değildir, ancak temelde karar vermekte özgürdür ve iç (psikolojik) ve dış (biyolojik ve sosyal) koşullara karşı duruşlarını belirleyebilirler. Özgürlük burada kişinin kendi hayatını verili imkanlar dahilinde şekillendirme alanı olarak tanımlanmaktadır. Bu özgürlük, beden ve ruh boyutlarının ötesinde ve üstünde, özünde insani bir alan olarak anlaşılan kişinin manevi boyutundan kaynaklanır. Manevi kişiler olarak insanlar sadece tepki veren organizmalar değil, yaşamlarını aktif olarak şekillendirebilen özerk varlıklardır.

İnsanın özgürlüğü psikoterapide önemli bir rol oynar, çünkü danışanlara bedensel veya psikolojik hastalıklar karşısında bile özerk hareket alanı sağlar. Paradoksal Niyet ve Dereflection teknikleri bağlamında danışanların semptomlarıyla başa çıkmalarını ve kontrolü ve kendi kaderlerini tayin etme yetisini yeniden kazanmalarını sağlayan da tam olarak bu kaynaktır.

Anlam İradesi
İnsanlar sadece özgür değildir, aynı zamanda en önemlisi bir şey için özgürdürler – yani hedeflere ve amaçlara ulaşmak için. Anlam arayışı insanların birincil motivasyonu olarak görülür. Bir kişi yaşamında “Anlam İsteği “ni gerçekleştiremediğinde, anlamsızlık ve boşluk hissi yaşayacaktır. Anlamlı hedeflere yönelik varoluşsal ihtiyacın hüsrana uğraması saldırganlık, bağımlılık, depresyon ve intihar eğilimi doğuracak ve psikosomatik hastalıklar ile nevrotik bozuklukları ortaya çıkarabilecek veya artırabilecektir.

Logoterapi/Varoluşsal Analiz, danışanların yaşamlarında anlamlı hedefler peşinde koşmalarını engelleyen faktörleri algılamalarına ve ortadan kaldırmalarına yardımcı olur. Danışanlar anlam potansiyellerinin algılanması için duyarlı hale getirilir; ancak onlara belirli anlamlar sunulmaz. Daha ziyade, kendi tespit ettikleri anlam olanaklarını gerçekleştirmeleri için onlara rehberlik edilir ve yardımcı olunur.

Yaşamda Anlam
LTEA, anlamın, gözlemcinin algılama aygıtında ortaya çıkan salt bir yanılsamanın aksine nesnel bir gerçeklik olduğu fikrine dayanır. LTEA’ya göre insanlar, özgürlükleri ve sorumlulukları temelinde, her durumda anın anlamını algılayarak ve gerçekleştirerek kendilerinde ve dünyada mümkün olan en iyiyi ortaya çıkarmaya çağrılırlar. Bu bağlamda, bu anlam potansiyellerinin, doğaları gereği nesnel olmalarına rağmen, belirli durum ve kişilerle bağlantılı oldukları ve dolayısıyla sürekli değiştikleri vurgulanmalıdır. Dolayısıyla LTEA hayatın genel bir anlamını beyan etmez veya sunmaz. Daha ziyade, danışanların günlük yaşamlarını anlamlı bir şekilde şekillendirmelerini sağlayacak açıklık ve esnekliğe ulaşmalarına yardımcı olunur.

LTEA’da Terapötik Teknikler (Seçim)

Paradoksal Niyet
Endikasyonlar: esas olarak kompulsif bozukluklar ve anksiyete, ayrıca vejetatif sendromlar.
Hekim ya da terapist tarafından yönlendirilen danışanlar, takıntılarının ya da kaygılarının üstesinden gelmeyi öğrenirler, böylece semptom ve semptom amplifikasyonunun kısır döngüsünü kırarlar.

Dereflexion
Endikasyonlar: Cinsel bozukluklar ve uykusuzluk, ayrıca anksiyete bozuklukları.
İçgüdüsel, otomatik süreçler abartılı öz gözlem tarafından engellenir. Aynı şekilde, bazı hafif ve iyi temellendirilmiş endişe veya üzüntü hisleri, kendini gözlemleme ile artacak ve güçlenecek, onları daha belirgin hale getirecek ve daha da yoğun gözlemlemeye yol açacaktır. Derefleksiyonun amacı, danışanın dikkatini semptomdan veya doğal olarak akan süreçten uzaklaştırarak bu nevrotikleştirici döngüyü kırmaktır.

Sokratik diyalog / Tutumların değiştirilmesi
Bazı tutumlar ve beklentiler anlamın yerine getirilmesinin önünde engel teşkil edebilir. Bunlar kişiyi hayatındaki anlam potansiyellerine yabancılaştırabilir, böylece nevrotik bozuklukları vurgulayabilir, hatta tekrarlanan yanlış kararlar ve davranış kalıplarının oluşumu yoluyla bunları üretebilir.

Terapist veya doktorun kendi değerlerini veya anlam algılarını empoze etmekten kaçınması gerektiğini unutmamak önemlidir. Bunun yerine, danışanlara gerçekçi olmayan ve üretkenlik karşıtı tutumlarını algılamaları ve tatmin edici bir yaşam için daha iyi bir temel oluşturabilecek yeni bir bakış açısı geliştirmeleri için rehberlik edilir.

Sokratik diyalog, logoterapistler tarafından sıklıkla kullanılan bir konuşma yöntemidir. Belirli sorular, kişinin hayatında anlam bulma olasılığını ve bunu gerçekleştirme özgürlüğünü bilince çıkarmayı amaçlamaktadır. Felsefi ortamda bu soru sorarak rehberlik etme tekniği, bunu bir tür “ruhsal ebelik” olarak nitelendiren Sokrates tarafından tanıtılmıştır.

LTEA Sözlüğü

Logoterapi
Yunanca “logos” kelimesi burada “anlam” anlamında kullanılmaktadır; aynı derecede geçerli olan “kelime” veya “rasyonel düzen” çevirileri LTEA’nın ilkelerini açıklamada yardımcı değildir. Özellikle, logoterapist danışanı mantıksal akıl yürütme yoluyla ikna etmeye çalışmaz; daha ziyade, danışanlara kendi özel ve bireysel anlamlarını tespit etmelerinde yardımcı olur.

Logoterapi, Viktor Frankl tarafından geliştirilen psikolojik-antropolojik model temelinde uygulanan bir terapidir.

Varoluşsal Analiz
EA, logoterapinin felsefi ve bilimsel temeli olarak anlaşılabileceği gibi, uygun bir terapinin de önemli bir parçasıdır.

Temel olarak varoluşsal analiz, varoluşa ilişkin analiz ya da öz-sorumluluk sahibi, kendini gerçekleştirmiş ve insancıl bir yaşamı göz önünde bulundurarak “varoluşun açıklanması” anlamına gelir.

“Genel varoluşsal analizde” anlam arayışı tartışılır ve insanlarda temel bir motivasyon olarak tanımlanır ve yaşamda anlam bulmanın temel olasılığını gösteren argümanlar sunulur. Bu temelde, başarılı bir anlam arayışının terapötik etkileri açıklanabilir.

“Özel varoluşsal analizde” bir kişinin veya bir grubun özel, bireysel yaşamı, zihinsel veya psikolojik bir bozukluğun olası varoluşsal kökleri açısından araştırılır. Bu bağlamda, “varoluşsal çekirdek” üzerinden ilerleyen özel bir terapi olarak logo-terapinin temelini oluşturur. Dolayısıyla varoluşsal analizin terapötik değeri, somut varoluşsal durumun aydınlatılmasında ve -özerk- anlam arayışına yardım etmeye hazırlanmada yatar.

Farklılıklar
Alfried Längle (GLE) tarafından yayılan “Kişisel Varoluşsal Analiz” 1990’larda ortaya çıkan ve Frankl tarafından geliştirilen bazı kavramları benimseyen bir terapi biçimidir. İsim benzerliğine rağmen, tamamen farklı bir insan varoluşu anlayışı ve öznelleştirilmiş bir anlam kavramı nedeniyle “Logoterapi ve Varoluşsal Analiz” ekolünün bir parçası olarak kabul edilmez.

Ludwig Binswanger (1881-1966) tarafından geliştirilen “Daseinsanalyse”, Martin Heidegger’den esinlenen bağımsız bir psikoterapi yöntemidir.

Daha fazla bilgi için Viktor Frankl’ın kitaplarından ve https://www.viktorfrankl.org/ web sitesinden yararlanabilirsiniz.

Kaynak: https://www.viktorfrankl.org/logotherapy.html

Belki De Sevgi

Sevginin dönüştürücü, iyileştirici gücünü az çok her birimiz hayatımızda bire bir ya da yakın çevremiz aracılığıyla bir şekilde deneyimliyoruz. Sevginin, hayatıma yaptığı rehberliği ve kattığı iyiliği, dönüşümü, şifayı, mucizeleri bir gün satırlara aktarabilir miyim henüz emin değilim ama bugün tevafuken karşılaştığım bir parçayı sevgiyi anlatmaya, daha sevgi odağında ve insani değerlerle yaşamaya, bizi bize hatırlatmaya vesile olması niyeti ile burada da paylaşmak istiyorum.

Aslında her şey oğlumla çizgi film izlerken Santa Lucia parçasının bir çizgi film karakterinin macerasına neşeyle eşlik etmesi ile başladı. Parçayı daha sonra dinlemek istediğimde önce Alfie Boe ile ve sonrasında da onun “Perhaps Love” (Belki de Sevgi) parçası ile karşılaştım. Perhaps Love parçasını dinlerken hem sözleri, hem de Alfie Boe ve ona eşlik eden diğer sanatçıların sevgiyi derinlikle aktarmaları beni çok mutlu etti. Dilerim özellikle zor zamanlarınızda, ama aslında her daim size sizi, ÖZ’ünüzü hatırlatmaya vesile olur. İzninizle şimdi şarkıyı ve sözlerini paylaşıyorum.

Keyifli dinlemeler, keyifli düşler…

Perhaps Love

Alfie BoeBryn Terfel, …

Perhaps love is like a resting place
A shelter from the storm
It exists to give you comfort
It is there to keep you warm
And in those times of trouble
When you are most alone
The memory of love will bring you home

Perhaps love is like a window
Perhaps an open door
It invites you to come closer
It wants to show you more
And even if you lose yourself
And don’t know what to do
The memory of love will see you through

Oh, love to some is like a cloud
To some as strong as steel
For some a way of living
For some a way to heal
And some say love is holding on
And some say letting go
And some say love is everything
And some say they don’t know

Perhaps love is like the ocean
Full of conflict, full of change
Like a fire when it’s cold outside
Or thunder when it rains
If I should live forever
And all my dreams come true
My memories of love will see me through

And some say love is holding on
And some say letting go
And some say love is everything
And some say they don’t know

Perhaps love is like the ocean
Full of conflict, full of change
Like a fire when it’s cold outside
Or thunder when it rains
If I should live forever
And all my dreams come true
My memories of love will see me through

Kaynak: Musixmatch

Besteciler: Denver JohnPerhaps Love şarkı sözleri © Reservoir Media Music, Chrysalis One Music Publishing Group Ireland, Bmg Ruby Songs, My Pop S Songs, Dino Park Publishing, Jd Legacy Publishing, Bmg Rights Management (Ireland) Ltd

Freud’un Dengesiz Dişil Enerjiye Dair Görüşleri & Kadınlar Olarak Nasıl Yeniden Dengelenebileceğimizin İpuçları

Aslında şu anda ders çalışıyor olmam gerekiyor ama öncesinde edindiğim değerli bilgileri şifa ve farkındalık için aktarmam gerekiyor. Aktaracağım bilgiler, psikoloji alanında olanlar için yeni olmayabilir ama bakış açısı olarak renk de katabilir. Şu anda bu farkındalığın ve çok boyutlu özdeğer şifasının hak eden her insana akması niyetiyle yazıyorum.

Dişil enerjiyi günlük hayatımızda bir çok yerde okusak ya da bir şekilde görsek de; bu çokluğun içinde içinin de boşaltıldığı hissindeyim. Dişil enerji denildiğinde; daha çok TDK sözlüğünde de 7.sırada yer alan “şuh, işveli, çekici” olmayı sembolize eden bir vizyon gelebiliyor zihinlerimize. Peki, dişil enerjinin dengesinden bahsederken neden iki uçta yani; günümüzün ekmeğini taştan çıkaran, erkeğe ihtiyacı olmayan, maskülen kadını ile sadece işveli ya da bir nesne (biblo, çanta vb) gibi oradan oraya vitrinlerde sergilenen, o günün kültür endüstrisini yönetenler hangi trendi popüler yaparsa dudak kalınlığı, vücut ölçüleri ona göre değişen iki karakter arasında sallanıyoruz?

Yıllar önce Freud bu oyunu görmüş ve (oyun olduğunu fark edip, fark etmediğini bilmiyoruz) bizlere bundan yaklaşık 120 yıl önce açıklamasını da armağan bırakmış. Freud’un en temel savlarından biri; erkeklerin egemen olduğu bir dünyada kadının cinsel olarak kendisini “eksik” hissetmesi; bu nedenle erkeği kıskanması ve buna bağlı olarak da çeşitli savunma mekanizmalarını kullanmasıdır. Buna göre; size tanıdık gelecek savunma mekanizmalarından ilki “Maskülen Kadın” yaklaşımı. Buna göre; içgüdüsel olarak erkeği kıskanan, onun yerinde olmayı arzulayan kadın; doğası, özü, yaratılışından koparak güç, maddi kazanç, statü, iktidar hırsı ile “tek başına”lığı zafer kabul eden bir yolda ilerlerken çoğu kez farkında olmadan erkeksi davranışlar sergilemeye, ilişkilerinin, aile hayatının, sorumluluklarının içinde bu şekilde özünde, doğasında olandan başka bir karakter yaratarak agresif, tahammülsüz ve tatmin olmayan, bir yaşam sürmeye başlar. Psikiyatrist Mustafa Merter, buna örnek olarak yabancı televizyon haber kanallarındaki spikerleri örnek verir. Diğer uçta ise; “Nesneleşen Kadın” yaşar gider ya da gider ama yaşar mı bilinmez. Nesneleşen kadın ise; kadınlığını bir kenara bırakan maskülen kadının aksine bu kıskançlığa/komplekse sebep olan bedenini; olabildiğince teşhir ederek, adeta erkekte olmayan ne varsa bunu ortaya koyarak kendi değerini kurtarmaya çalışmaktadır. (Oysa sosyolojik boyutta da kültür endüstrisinin canı sıkılan patronları sürekli estetik/güzellik tanımı ve beden algıları ile ilgili değişikliğe gitmektedir.Bu da başka bir yazının konusu olur belki de.) Sosyal medya hesaplarından, reklamlardan, dizilerden oldukça tanıdık gelmiş olmalı.

Ben konuyu daha iyi anlamak adına şu şekilde renklendirmeyi seçtim:

Buna göre; özünde doğal olarak pembe ile temsil edilen bir kadın kimliği ve mavi ile temsil edilen erkek kimliği mevcut olsun. Masküleşen kadın; mavi ve pembenin birleşimi ile mor renge dönüşürken; nesneleşen kadın ise var olan tüm özelliklerini, renklerini en yoğun olacak şekilde yönlendirdiğinden kırmızı renge dönüşür. Böylece denge çubuğunun her iki yönü de bambaşka renklerle temsil edilir.

Peki ya pembe? Hani dişil enerjinin özü, kadının o nahif, yumuşak, sevgi ve şefkat dolu, bilge olan, sabırlı ve azimli olan tarafı? Sadece kadına özgü, yaratıcılığı, çocuksu neşesi, masumiyeti ve rahim olan yanı? Sevgiyi, değeri dışarıda aramaya koşullanan her insan gibi özümüzdeki hazineleri sakladık. Şimdi hepsini bütün güzelliği ile manevi olarak ortaya çıkarma vakti. Üstelik hem dünyanın, hem de insanlığın bu değerlere daha önce hiç bu kadar ihtiyacı olmamıştı. Bunun için önce; Freud’un gösterdiği alanların tam tersine; yani içimize bakmamızla başlıyor özümüze dönüş önce. Önce kendisi ile tanışmalı kadın. Neleri sever, neler onu mutlu eder? Hayatta en büyük arzusu, en büyük hayali ne? İçinde dolup, taşan dünyaya duyurmak, haykırmak istediği duygu, sözcük, şiir, şarkı ne söylüyor? Kendi başına en çok yapmayı sevdiği şeyler neler? Ona en iyi ne geliyor? Hayatında sanatı, zerafeti nasıl tezahür ettiriyor ya da ettiriyor olmayı seçerdi? Bence tüm bu sorular, ÖZ’e giden yoldaki en anlamlı ve pratik ipuçlarını barındırıyor 🙂 Bir yerden başlamak lazım 🙂 Nereden mi biliyorum? 🙂 Bir zamanlar iş hayatında erkeklerle rekabet eden, kendi bildiğinden, vicdanının sesinden şaşmayan bir iş kadını olarak biliyorum. Özümdeki saf, pür-i pak kadını, esas varoluşumu tanımaya; Yaratan’ın kadınlara armağanı olan Rahim’den gelen bir yavru ile başladım. Yolculuğum hala devam ediyor. Artık biliyorum ki güçlü olmak için sağduyum ve bilgeliğim yeterli, başarmak için kalbimin sesini coşkuyla dinlemem yeterli, sesimi duyurmak için zihnimin merdivenleri yeterli, güzel olmak için gözlerimdeki parıltı ile içten gülümsemem yeterli . Ben yeterliyim ve başka hiç kimse gibi olmama gerek yok. Çünkü “Ben Ben’im”, Yaratan’ın koskocaman evrende miniminnacık olarak var ettiği, özüne kendi nurundan kocaman bir yıldız armağan ettiği bir insan… Çok şükür bu AŞK’a… Şükür ve minnetle…