Bu Hayatı İkinci Kez Yaşıyormuşsun ve İlkinde Yanlış Davranmışsın Gibi Yaşamak :)

İkinci Kez Yaşıyormuşsun ve İlkinde Yanlış Davranmışsın Gibi Yaşa
İkinci Kez Yaşıyormuşsun ve İlkinde Yanlış Davranmışsın Gibi Yaşa

Viktor Emil Frankl’ın bu sözünü çok severim 🙂 Bana her zaman yaşamın ne kadar özenle, coşkulu ve nezaketle yaşanması gerektiğini hatırlatır:) “İkinci kez yaşıyormuşsun ve ilkinde yanlış davranmışsın gibi yaşa.”, Hayatımızı farklı bir bakış açısıyla değerlendirme fırsatı sunan bir şiir cümlesi gibi. Bu cümle, insanın geçmişte yaptığı hataları ve pişmanlıklarıbir fırsata çevirerek şu anki hayatını bilinçli bir şekilde yaşaması gerektiğini hatırlatır. Hayatı ikinci kez yaşıyormuş gibi düşünmek, aslında bir uyanış, bir farkındalık ve özgürleşmedir. İkinci kere gelmiş olma hissi bana ayrıca güven ihtiyacımızı beslerken, aslında yaşamda gerçekten “ne”yin bizim için önemli olduğunu yeniden hatırlamamıza vesile oluyor. Peki, bu sözün altında yatan daha derin anlamlar nelerdir? Hadi gelin önce duygusal/psikolojik, sonra da nörolojik/bilimsel taraflarıyla bakalım 🙂

Önce duygusal/psikolojik yönüyle başlıyoruz 🙂

Geçmişin Pişmanlıklarını İyileştirmek İçin Hataları Birer Öğretmen Olarak Görmek

Hayatımızın bazı anlarında geçmişe dönüp keşke dediğimiz durumlar olabilir. Bazen doğru zamanda doğru kararı veremediğimizi düşünürüz ya da o anki koşullar altında daha iyisini yapabileceğimize inanırız. Ancak Frankl, bize geçmişteki hatalarımıza takılmak yerine onlardan ders alarak ileriye dönük nasıl daha bilinçli yaşayabileceğimizi hatırlatıyor. Burada benim dikkatimi iki yaklaşım çekiyor. Birincisi, geçmişte yaşadığımız ve takıldığımız her ne ise, aslında kendi bağlamında ele aldığımızda, bizim şimdi ve burada farkındalıkla var olabilmemiz için bunun belki de gereken bir durum/koşul olduğu.

Yaşamda ilerleyebilmek, tekamül edebilmek ve kaosun içinden geçerken, dengede kalabilmeyi öğrenmek için denge tahtasının dualite gereği farklı kutuplarını deneyimlememiz gerekiyor. Eğer bu yaşadığımız deneyim bizi çok üzüyorsa, burada hangi sorumluluğu alabilirdik ya da şu an bize hangi yönümüzü iyileştirmemizi, hangi özelliğimizi fark etmemizi ve bununla ilgili adım atmamızı işaret ediyor diye sorabiliriz. Böylece bu deneyimin öğretisini alıp, aslında yeni atacağımız adımlarla geçmiş deneyimimizdeki halini de onurlandırmış oluyoruz.

İkincisi ise, eğer bu deneyim gerçekten bizim saf bir hatamızdan kaynaklanıyorsa, bizi buna götürenler her ne ise, o ihtiyacı fark edip, kendimize bu konuda destek olmamız. Çünkü biz o ihtiyacımızı, gölge yanımızı görmezden gelip, halının altına süpürdükçe benzer ve belki de daha zorlu deneyimleri yaşamaya devam edebiliriz.

Bu nedenle geçmişin pişmanlıklarını bir rehber gibi görmek, hatalardan öğrenerek, bugünü sevgiyle ve anlam dolu bir şekilde yaşamak mümkündür. Hayatımızda kaç kez “Keşke o an farklı davransaydım” dediğimizi düşünelim. Frankl, bu “keşke” anlarını şimdiki anlarımızı daha bilinçli ve daha anlam dolu bir şekilde yaşamak için kullanmamız gerektiğini söylüyor. Hatalarınızı kucaklayın. Onları birer fırsat olarak görün. Geçmişteki bir hata yüzünden kendinizi yargılamak yerine, onu büyüme ve gelişme aracı olarak kullanın. Kendinize şu soruyu sorun: Eğer bu hatayı yapmamış olsaydım, şu an kim olurdum? Bu hata bana ne öğretti? İkinci kez yaşıyormuşuz ve ilkinde yanlış davranmışız gibi yaşamak, bizi kendimizi affetmeye ve hatalarımızdan öğrenmeye teşvik ediyor gibi.

Sonuçta hayatta hatasız bir insan yoktur. Hepimiz zaman zaman yanlış kararlar veririz, sevdiklerimizi incitiriz veya fırsatları kaçırırız. Öğrenmenin yolu da tam buradan geçmiyor mu? 🙂 Ancak Frankl’ın bu sözü, bize hatalarımızdan pişmanlık duymak yerine onlardan ders çıkarmayı ve ikinci bir şans verilmiş gibi davranmayı öğütler. Hatalar, bize daha iyi olmanın yollarını gösteren değerli öğretmenlerdir.

Yaşamı İkinci Şans Olarak Görmek

Yaşamın akıcılığında geçmişin öğretilerini cebimize koyup, yolumuza devam ederken; Frankl’ın bu sözü, hayatı bir “ikinci şans” olarak görmeyi de önerir bize. Yaşam, sınırsız fırsatlar sunmayabilir, bu yüzden her anımızı sanki sonuncusuymuş gibi dolu dolu yaşamak büyük bir fark yaratır. Meşhur şiirde bahsedildiği gibi bir sincap gibi ciddiyetle yaşamak… Bu, yaşamın geçiciliğini fark etmeyi ve her anın kıymetini bilmeyi öğretir. Eğer hayatta sadece bir şansımız daha olsaydı, onu nasıl değerlendirirdik? Sevdiğimiz insanlara nasıl davranırdık? Bugüne kadar engel gördüğümüz neler artık engel olmaktan çıkardı? Ya da bugüne kadar çoğu zaman bize ait olmayan ancak önemli gibi algıladığımız ve yaşamımızı buna göre düzenlediğimiz, neler önemsizleşirdi? Hangi hedeflerimize daha çok odaklanırdık? Yaşamın kısa ve değerli olduğunu bilerek attığımız her adım, daha anlamlı hale gelir.

Kendinize şu soruları sormayı deneyebilirsiniz: Eğer şu anki hayatımı ikinci kez yaşıyor olsaydım, neyi farklı yapardım? Kendime ve diğerlerine daha fazla sevgi, daha fazla anlayış, daha fazla şefkat gösterebilir miydim? Bu sorulara vereceğiniz yanıtlar, bugünkü eylemlerinizi yeniden şekillendirmenize ve daha dolu bir yaşam sürmenize sürprizli bir kapı aralayabilir 🙂

Anlamlı Bir Hayat İçin Farkındalıkla Yaşamak

Viktor Frankl, logoterapinin temelinde, insanın yaşamda anlam arayışının en güçlü motivasyon olduğunu savunur. “İkinci kez yaşıyormuşsun gibi” ifadesi, bu anlam arayışına hizmet eden bir farkındalık çağrısıdır. Yani, hayatınızda yaptığınız her şeyde, her adımda bir anlam bulmak, bu farkındalığı güçlendirebilir. Sıradan gibi görünen anlar bile, farkındalıkla ve bilinçle yaşandığında derin anlamlar taşıyabilir 🙂 Günümüz koşturmacalı şehir yaşantısında da en çok ıskaladığımız tam da bu değil mi? 🙂

Her gün uyanıp hayatın koşturmacasına kapılmak yerine, her anı bir öğrenme ve gelişme fırsatı olarak görmek, yaşamınızın kalitesini arttıracaktır. Bu anlamda Frankl, insanın her anı, sanki ikinci bir şans verilmiş gibi yaşaması gerektiğini hatırlatıyor. (Bazılarımıza bu şans gerçekten 2. kez verilir, onlar bu yaşamın kıymetini çoğu zaman iyi bilenlerdir.) Bu, her sabah uyandığınızda yeni bir fırsatla karşı karşıya olduğunuzu bilmek demektir. Bu fırsatlar, hayatınıza daha çok sevgi, anlayış ve empati katmak için bir çağrıdır. Düşüncelerimizle “ne”ye yoğunlaşırsak, onu büyüttüğümüzü sanırım artık hepimiz biliyoruz. Burada Rahmetli Canım Anneannem’in sözünü sizinle de paylaşmak isterim: “İyi düşün, iyi olsun kızım.” İçimizde neyi besler büyütürsek, dışımızda da onun büyüdüğünü her gün görebiliyoruz. Hepimizin ve dünyanın daha çok iyiliğe, insani değerlere, güzelliğe ve onları çoğaltmaya, birbirimizle paylaşığ büyütmeye ihtiyacı var.

Sevgiyle Yaşamak

Frankl’ın sözünü gerçekten anlamanın bir diğer yolu da, hayatı sevgiyle, sevginin getirdiği özen ve incelikle yaşamaktır. Eğer ikinci kez yaşıyor olsaydınız, sevdiklerinize daha çok vakit ayırır, onlara daha fazla sevgi gösterir miydiniz? Hayatın getirdiği zorluklarda daha anlayışlı olur muydunuz? Frankl, bize kendimize ve sevdiklerimize olan yaklaşımımızı yeniden gözden geçirmemiz gerektiğini hatırlatır.

Yaşamda hata yapmaktan, pişman olmaktan veya başarısız olmaktan korkmayın. Çünkü bu, büyümenin ve daha anlamlı bir yaşam sürmenin bir parçasıdır. Sevgi dolu bir bakış açısıyla, her gününüzü sanki ikinci kez yaşıyor gibi yaşayın. Sevdiklerinize sarılın, onları gerçekten dinleyin ve her anı dolu dolu yaşayın. Çünkü her an, bir hediyedir.

O zaman bir de Behçet Necatigil’in Sevgilerde şiirini hatırlayalım 🙂

Sevgilerde

Sevgileri yarınlara bıraktınız
Çekingen, tutuk, saygılı.
Bütün yakınlarınız
Sizi yanlış tanıdı.

Bitmeyen işler yüzünden
(Siz böyle olsun istemezdiniz)

Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
Kalbinizi dolduran duygular
Kalbinizde kaldı.

Siz geniş zamanlar umuyordunuz
Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
Geçeceği aklınıza gelmezdi.

Gizli bahçenizde
Açan çiçekler vardı,
Gecelerde ve yalnız.
Vermeye az buldunuz
Yahut vakit olmadı.

Şimdi meraklısı için daha bilimsel bir içerik ile devam ediyoruz 🙂 Duygusal yönünü ele aldıktan sonra nörolojik ve daha bilimsel olan alana geçiyoruz. Viktor Frankl’ın “İkinci kez yaşıyormuşsun ve ilkinde yanlış davranmışsın gibi yaşa” sözünün insana kendini iyi hissettirmesinin arkasındaki nörolojik süreçleri anlamak için, beynin çeşitli işlevlerini ve olumlu düşünceler ile kararların nasıl bir etki yarattığını incelemek gerekir. Bu söz, insan zihninde umut, yeniden başlama ve farkındalık gibi güçlü duygular uyandırır. İşte bu sürecin arkasındaki bazı temel nörolojik süreçler:

1. Ödül Sistemi ve Dopamin

Bu tür olumlu ve motive edici bir düşünce, beynin ödül sistemini harekete geçirir. Beynin ventral tegmental alanı (VTA) ve nucleus accumbens gibi bölgeleri, özellikle ödül beklentisiyle ilgili dopamin salgılar. Yeniden başlama ve daha iyi bir yaşam fırsatı, dopamin düzeylerini arttırır, bu da kişide motivasyon ve iyi hisler yaratır.

Bu sözü duyduğunuzda, gelecekte daha bilinçli ve hatalardan ders alarak yaşayabileceğiniz düşüncesi, beyne “ödül” olarak algılanır. Bu, motivasyonu artırır ve kişiyi olumlu davranışlar sergilemeye yönlendirir.

2. Prefrontal Korteks ve Öz-Farkındalık

Prefrontal korteks, karar verme, planlama ve öz-farkındalık gibi daha üst düzey bilişsel işlevleri kontrol eder. Frankl’ın sözü, insanı kendini gözden geçirmeye ve farkındalık kazanmaya teşvik eder. Bu tür derin düşünceler, prefrontal korteksin daha aktif hale gelmesine neden olur. Kendini gözlemlemek ve daha iyi olabilmek için fırsat yaratma düşüncesi, kişiyi olumlu bir zihin çerçevesine taşır.

Prefrontal korteks ayrıca eylemlerimizi düzenlemek ve gelecekteki davranışlarımızı kontrol etmekten de sorumludur. Bu, kişinin geçmiş hatalardan ders çıkararak daha bilinçli bir şekilde hareket etmesini sağlar. Bu yaklaşım, prefrontal kortekste bu işlevleri harekete geçirir.

3. Stres Azaltıcı Etkiler – Amigdala ve Parasempatik Sistem

Geçmişte yapılan hatalar, sıklıkla kişinin strese girmesine ve kaygı duymasına yol açabilir. Beynin amigdala bölgesi, tehdit algıları ve duygusal tepkilerle ilgilidir. Ancak Frankl’ın sözü, kişiyi geçmiş hatalardan pişmanlık duymak yerine, onları bir fırsat olarak görmeye teşvik eder. Bu zihinsel çerçeve değişikliği, amigdalada daha az kaygı ve stres tepkisiyle sonuçlanır.

Beyin, bu tür pozitif düşüncelerle birlikte parasempatik sinir sistemini aktive eder. Bu sistem, vücudu rahatlatır, kalp atış hızını düşürür ve stres tepkilerini azaltır. Kişi, geçmiş hatalarına takılmak yerine geleceğe umutla bakarak kendini daha huzurlu hisseder.

4. Beyindeki Nöroplastisite ve Değişim Potansiyeli

Beyin, nöroplastisite denilen bir özelliğe sahiptir. Bu, beynin deneyimler ve düşüncelerle sürekli olarak yeniden şekillendiği anlamına gelir. “İkinci kez yaşıyormuşsun” düşüncesi, yeni davranışlar ve yeni kararlar alma konusunda beyni teşvik eder. Beyin, eski hatalardan ders çıkarıp, yeni ve daha pozitif bir yol izleme kararıyla kendini yeniden yapılandırabilir.

Bu anlamda, geçmişte yapılan yanlışları tekrar etmemek için bilinçli bir çaba harcamak, beyinde yeni sinirsel yolların oluşmasını destekler. Böylece beyin, hatalardan öğrendiği bilgileri kullanarak daha iyi kararlar vermeye başlar.

5. Öz-Şefkat ve Serotonin Artışı

Frankl’ın bu sözü, aynı zamanda öz-şefkati de teşvik eder. Geçmişte yapılan hataları kabul edip, kendini suçlamak yerine bunlardan ders çıkarmayı vurgulayan bu bakış açısı, kişinin kendisine daha nazik ve anlayışlı olmasını sağlar. Öz-şefkatin artması, beyinde serotonin gibi iyi hissettiren nörotransmitterlerin artmasına yol açar.

Serotonin, duygusal dengeyi sağlayan bir kimyasaldır ve öz-şefkatle birlikte daha huzurlu ve dengeli hissetmemize yardımcı olur. Frankl’ın sözü, kendimize karşı daha merhametli olmamızı sağladığında, serotonin düzeyleri yükselir ve bu da kişinin kendini daha iyi hissetmesine katkıda bulunur.

Sonuç olarak; Viktor Frankl’ın “İkinci kez yaşıyormuşsun ve ilkinde yanlış davranmışsın gibi yaşa” sözü, hem duygusal hem de nörolojik olarak insan beyninde olumlu etkiler yaratır. Bu düşünce, dopamin ve serotonin gibi iyi hissettiren kimyasalların salgılanmasını sağlar, stresi azaltır, motivasyonu artırır ve beynin ödül sistemi ile öz-farkındalık mekanizmalarını harekete geçirir. Aynı zamanda bu söz, kişiyi hatalardan ders almaya ve daha bilinçli, şefkat dolu bir yaşam sürmeye yönlendirerek, beynin nöroplastisite yeteneğini geliştirir:)

Demek ki, her zaman ispat mümkün olmasa da logoterapik yaklaşımların, bilimsel değerlendirilmesi de yapılabilinir yapılmasına ama söz konusu “insan” olunca bilim tek başına hiçbir alan insanı açıklamaya yetmiyor:)

Faydalı olması dileğiyle,

Sevgilerimle 🙂

Armağan Esra Gül

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Paylaş
Bağlantıyı kopyala